19 Temmuz 2014 Cumartesi

Alaska'nın Peşinde // Looking For Alaska # Kitap Yorumu

 

         Alaska'nın Peşinde okuduğum ilk John Green kitabı oldu. (Kabul ediyorum hala Aynı Yıldızın Altında'yı okumadım.) Ama kesinlikle son olmayacak. Beni ciddi manada çok fena etkiledi. Bazı kitaplar vardır. Yazar bomba olayları yığar ama siz okurken sıkılırsınız okumak işkence gibi gelir. Alaska'nın Peşinde ise tam aksine bir kitaptı. Öyle üst üste bomba gibi olaylar yoktu. Sadece bir olay var onuda zaten kitabın ortalarında öğreniyorsunuz. Hepsi ufak tefek olaylar ama yazar bir şekilde kendine bağlamayı başarmış. İnanılmaz derecede akıcı bir dille yazılmış. Zekice kurgulanmış oldukça güzel bir kitaptı. Eğlendirici diyemeyeceğim çünkü bu kitapta eğlenceden çok hüzün hakimdi. Ve düşünmeye yönelten bir kitaptı.
       

          Özellikle kitabın bölüm başlıkları kısmında olan 57 gün önce, 56 gün önce gibi olaylar beni ne olacağını merak ettirdi. Birkaç tahminim vardı ancak yaklaşamamışım bile. Ki normalde kitap sonlarını kolaylıkla tahmin eden biriyimdir.
     
   
          Kitap boyunca kendimi onlardan biri gibi hissettim. Resmen yemedim içmedim uyumadım Alaska'nın Peşinde'yi okudum.  Normalde kitaplarımın altını katiyen çizmeyen biri olarak kitapta öyle yerler vardı ki altını çizmek zorunda hissettim kendimi.



 İşte o kısımlardan bazıları;

       Şanssızlıkları ile hayalleri arasındaki pervasızca yarışın, o anda bitiş çizgisine ulaşmakta olduğunun kahredici keşfiyle sarsılmıştı. Geri kalanı karanlıktı "Lanet Olsun" diye inledi."Bu labirentten nasıl çıkacağım?"
   Süslü el yazısıyla kenardaki nota doğru bir ok çıkarılmıştı.
                                    Doğrudan ve Hızlı.


     Lanet labirentinde sıkışmış halde beni Belki'siz bıraktın. Ve artık doğrudan ve hızlı çıkış yolunu seçip seçmediğini, beni bilerek böyle bırakıp bırakmadığını bile bilmiyorum. seni asla tanıyamadım, değil mi? Hatırlayamıyorum çünkü hiç tanımadım.



       Yabancı ülkelerin kapaklarına göz atalım












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder