19 Aralık 2015 Cumartesi

Lola ve Komşu Çocuk - Stephanie Perkins | Kitap Yorumu




 
"Bir zamanlar, ayla konuşan bir kız varmış. Ayla konuşan kızlara özgü bir şekilde gizemli ve mükemmelmiş."


   Selam! Lola ve Komşu Çocuk yorumuyla karşınızdayım. Yabancı vloggerlarda sık sık görüyordum ve Türkçe'ye çevrilmesi için sabırsızlanıyordum. Ama ne olduysa daha erken okumak için fırsatım olmadı.

   Artık yayınevleri tasarım ve kapağa çok daha önem veriyor. Özellikle İthaki ve Yabancı bu yayınevlerinden. Lola ve Komşu Çocuk'un tasarımı da çok çok iyi.

   Açıkçası okumak istememe rağmen biraz da çekiniyordum. Komşu Çocuk falan klişe bir hikaye çıkacağını düşünmüştüm. Ancak ne karakterler öyleydi, ne de anlatım.
Kitap Lola'nın ağzından anlatılıyor. Lola'nın yan evleri sürekli boşalıp doluyor. Lola her seferinde korku içerisinde çünkü Bell ailesinin yeniden oraya taşınmasını istemiyor.
Ve eğer ben yıldızlarsam, Cricket Bell galaksiler ederdi.
Lola ve Bell ailesinin ikizlerinden biri olan Cricket ile aralarında bir geçmiş var ve ikisi de bazı sebeplerden dolayı birbirlerine kırgınlar. Fakat Lola'nın korktuğu başına geliyor ve Cricket, ikiz kız kardeşi Calliope ve ebeveynler yeniden o eve taşınıyorlar.

   Karakterlerin her biri özgün karakterlerdi. Lola'dan babalarına, Cricket'ten St. Clair'e, Lola'nın en yakın arkadaşı Lindsey'den Lola'nın babalarına kadar hemen hemen herkes. Ve bir kitapta özgün karakterlere çok önem veririm.
Lola, üvey babaları -ebeveynleri eşcinsel- tarafından büyütülmüş ve o kıyafet değil kostüm giyiyor. Kendisi hayatın her gün aynı kişi olmak için çok kısa olduğunu düşünüyor.

   Babaları erkek arkadaşı Max'den hiç hoşlanmıyorlar. Çünkü Lola 17, Max ise 22 yaşında. Aslında öyle çok da bir fark yok bana göre.

   Cricket ise dünya tatlısı, sempatik, zaman zaman utangaç bir çocuk. Hiç böyle bir karakterle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Daha umursamaz tavırlı, hafif 'bad boy' bir karakter bekliyordum. Doğrusu hafif cool tavırlı karakterleri de sevmiyor değilim. Tabii şu sıralar işin cılkının çıktığını görmezden gelirsek. Dozu iyi ayarlamak gerekiyor bu karakterlerde.
Cricket'e bayıldım. O da tıpkı Lola gibi farklı bir giyim tarzına sahip. Tabi onun gibi kostüm falan giymiyor.

   Max'i ilk başlarda sevsem de iş sonradan farklılaştı. Lola'yı sevip sevmediğime karar veremedim. Aslında özgünlüğünü, tarzını, kişiliğini seviyorum ancak Cricket'in yanında Cricket Cricket derken Max'in yanında Max demeye başlaması.
Kitaplarda geçen küçük ayrıntıları seviyorum. Lola'nın adının mahallenin her yerinde olması, o küçük anlamlı hediyeler, ele yazılan yazılar, Cricket ve Lola arasında geçen o diyaloglar kitabı çok güzel yapıyordu.

İşte kitapta sıkça adı geçen Marie Antoinette
  Şu sıralar okuyabileceğiniz sempatik, hoş hikayelerden biriydi.


  Birde okurken acaba neden ilk kitabı değilde 2. kitap çevrilmiş diye düşündüm. Kitabı bitirdikten sonra öğrendim ki Anna and The French Kiss, Arunas yayınlarından Paris'te Aşk adıyla çıkmış. Ben Yabancı Yayınları'ndan çıkmasını bekleyeceğim yine de.
Anna ve St. Clair'in hikayesi için sabırsızlanıyorum.


 

18 Aralık 2015 Cuma

Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu



 
   Selam millet! Kafes'i muhtemelen çoğunuz okumuşsunuzdur. Ben okuyalı da çok oldu ama ah şu tembellik...
Videolarda ve bloglarda çok sık görmeme rağmen konusu hakkında pek bilgim yoktu.  Kitabın baskısının muhteşem olduğunu söylememe gerek var mı? İthaki  kitaplarını zaten seviyorum birde böyle güzel baskı, kapak. Bayıldım.

   Güncel roman okuyucularındansanız muhtemelen Kafes'i okumuşsunuzdur. Hatta yazarı Tüyap'a geldi falan. Yani mutlaka kulağınıza kar suyu kaçmıştır bir yerlerden.
İnsanlar gördükleri bir şeyden dolayı deliriyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Çünkü gören anlatacak kadar uzun yaşamıyor. Gören kişi önce deliriyor, çevresindekilere saldırıyor sonra da kendini öldürüyor. Malorie inanmasa da kız kardeşi biraz daha inanıyor. Üstelik bir de Malorie hamile olduğunu öğreniyor -spoiler değil-  Normal hayatlarına devam ederlerken haberler gittikçe sıklaşıyor ve yaşadıkları yere yaklaşıyor. İnsanlar artık biraz daha temkinli. Hatta pencerelerini battaniye, mukavva, tahta ne bulurlarsa kapatıyorlar. Artık haberler kanalları yalnızca bu olayları ele alıyor. Artık Malorie ve ablası da evden çıkmıyorlar. Bazı olaylardan sonra Malorie bir gazete haberinde gördüğü güvenli eve doğru yola çıkıyor.


    Kitap şimdi ve geçmiş arasında gidip geliyor. Ve böyle olması okurken heyecanlandırıyor.

    En çok ilgimi çekenlerden biri çocukların isimlerinin olmamasıydı. Kız ve erkek diye bahsediyor.
Birde Malorie'nin nasıl değişim geçirdiğini görüyorsunuz. Çocukları ve kendini hayatta tutmak için bambaşka birine dönüşüyor.

    Kitabı okurken çok korkanlar olmuş ancak öyle pek korkunç değildi bana göre. Yalnız bir yerde cidden ürperdiğimi itiraf etmeliyim. Belki okuyanlar neresi olduğunu anlayabilir :)

   En sevmediğim kısım sonunun beni tatmin etmemesiydi. Aklımda ciddi sorular kaldı. 2. kitap hakkında hiçbir bilgim yok ama kesinlikle 2. bir kitaba ihtiyacım var.

Siz Kafes'i okudunuz mu? Düşüncelerinizi yorum olarak bırakın lütfen :)
 

 

8 Aralık 2015 Salı

KVBT 15.Tur 4. Gün | Hançer- Akis - Ezgi Bağcı | Alıntılar


Selam millet! Turumuzun 4. gününde alıntılarla buradayım.
Eğer Hançer'i okuma konusunda kararsızsanız, belki alıntılar size yol gösterebilir.


"Biliyordu ki hatırlamaktan kurtulamadığı adamı yeniden gördüğünde oyulacaktı yüreği...Ama böyle derin oyulmasını beklememişti. Kanayan bir damlayı hissedeceğini, cam kırıklarına dönüşmek üzere yavaş yavaş bir işkence mahiyetinde çatlayacağını düşünmemişti."
 
 
"Yeşili görmüş sanki yeşil yaşamıştı. Akıntının tersine yüzememişti ki, o çoktan boğulmuştu. Körlüğünde ölümün grisini seçememişti."
 
 
"Melek o ana kadar çok acı, çok da ölüm görmüştü. Ancak ölümün bir çift göze sindiğini hiç görmemişti."
 
 
"Kim sönmesini istediği bir ateşe odun atardı ki?"
 
 
"Ancak oyunu oynarsan onu bulabilirsin."
 
 
"Sevgiyi söyleme, acıtır. Bırak olduğu gibi kalsın..."
 
 
"Fark etmemişti ama derinlerinde, mutluluğunu dahi acısıyla sürdürmüştü; her ne kadar acıyı tatlıya dönüştürmeyi başarmış olsa da... Acının oradan gitmesine izin vermemişti."
 
 
"O ölüm değildi. Sadece ölümün gömleği giydirilmişti. Ona, unutmak yasaktı."
 
 
"Kukla kendi iplerini tutabileceğini düşünmüştü. Ama o yetenek  bir kuklaya bahşedilmemişti. Yaşamıyordu çünkü..."
 
 
"Sen kendin yaşamıyorken başkasının yaşamasını nasıl sağlayabilirsin?"
 
 
"Bir dans bir kadını yaşamaktı."


Hançer Akis 2 kişiye hediye. Eğer çekilişe hala katılmadıysanız buraya tıklayın.

6 Aralık 2015 Pazar

KVBT 15.Tur 2. Gün | Hançer- Akis - Ezgi Bağcı | Yorum

 
   Selam!! Nasılsınız? Sınavlarım bittiğinden kafamı kitaplara gömmekten keyfim bir hayli yerinde benim. Tabii pazartesinin lanetiyle gelen matematik sınavı hafiften eteklerimi tutuşturmaya başlasa da mutluyum. Özellikle hafta sonunun güzelliği, erken kalkma zorunluluğu olmayınca pek bir neşeliyim. Sanırım yaptığım en uzun giriş oldu bu.

  Vampirlerle turumuzun ilk gününde Hançer- Akis yorumumla klavye başındayım.
Konusuna girmek istemiyorum çünkü ilk kitabın devamı zaten. Yani her şey kaldığı yerden devam ediyor.

   Hançer'in ilk kitabı Gölge'yi okuyalı uzuuunnca bir süre geçtiğinden, Akis'te bir an bocaladım. Kimin kim olduğu falan karıştı ama sonra toparladım.

  Akis'i, Gölge'ye nazaran daha fazla sevdim sanki. Hançer -veya Marco- dışarda bırakılmış milföy hamuru gibi yavaş yavaş çözündü sanki. Bu kitapta sevdim onu.
Rafaelle, Darcey'i neden bilmem bi türlü sevemedim. Aslında sevmedim de diyemem de hani nötrüm biraz.

  Ezgi Bağcı kendine ait bir anlatıma sahip kesinlikle. Ancak sakin yerlerde okumanızı tavsiye ederim. Normalde gürültülü ortamlarda dahi hiç çekinmeden kitap okuyabilen ben Akis'te sessiz yerlerde okumak üzere kitabı bir kenara bıraktım. Belki de benimle alakalı bir durumdur, emin değilim. Çünkü bu aralar gezegenlerden midir, sınavların bitişinden mi içimde bir enerji patlaması yaşıyorum. Ama bu enerji patlamalarının sonunda ödünç verilip aylar sonra geri gelmiş kitap gibi bitap düşmüş oluyorum. Neyse konudan kopmayalım.

  Özellikle kitaptaki karanlık havayı seviyorum. O havayı kesinlikle yansıtıyor okuyucuya.
Ne yalan söyleyeyim ilk başlarda biraz sıkılmadım değil. Olaylar yavaş gelişiyor gibi geldi bana. Ancak biraz ilerledikten sonra olaylar hızlanmaya başlıyor ve daha bir akıcılaşıyor. Hatta sonlara geldikçe sayfaları hızla çevirdiğimi biliyorum.

  Hançer Akis, 1'i facebook sayfamızdan (tık tık) diğeri rafflecopterdan (aşağıda) olmak üzere 2 kişiye hediye.
 Son olarak destekleri için Postiga Yayınları'na teşekkür ediyorum ve yazımı sonlandırıyorum.

a Rafflecopter giveaway

2 Aralık 2015 Çarşamba

Çirkin Aşk - Colleen Hoover | Kitap Yorumu




      Herkese yeniden merhaba diyerek klişe bir cümleyle girişimi yapıyorum.
Colleen Hoover'ı çoğu kişi gibi Umutsuz kitabıyla tanıdım. Umutsuz'a bayılmıştım ama neyse konumuz bu değil.

      Çirkin Aşk'ı okumak aklımın bir köşesinde olsa da şimdiye kısmetmiş demek.
Konu açısından biraz ön yargıyla başladığımı itiraf etmeliyim. Bu tarz, tenselliği aşka dönüştüren kitaplardan hoşlanmıyorum. Ancak beklediğimden daha iyi çıktı. Ama düşündüklerimden bahsetmeden önce kısaca kitaptan bahsedeyim.

     Olaylar Tate'in abisinin yanına taşınmasıyla başlıyor. Eve girecekken kapının önünde sızmış birini görür ardından hemen telefonuna sarılır ve abisini arar. Doğrusu pek detaya girmek istemiyorum. bu kısımlarda. O halde biraz atlayalım.
     Tate abisinin yakın bir arkadaşı olan Miles'la tanışır ve çok geçemden de aralarında bir çekim oluşur. Ancak Miles geçmişinde fazlasıyla acı çekmiş bir olduğu için yeniden aşık olmaya pek istekli değildir. Bu nedenle aralarındakini basit bir tensel çekim olduğunu dile getirir sıklıkla. Böylece Tate ve Miles arasında bir anlaşmanın kapıları aralanır. Anlaşmaya göre iki yetişkin olarak birlikte olacak ancak duygusal bir ilişki beklenmeyecektir. Her iki taraf da kurallarını koyar. Daha doğrusu Tate'in hiçbir kuralı olmadığından Miles 2 kuralını öne sürer.

1-Asla geçmişim hakkında soru sorma.
2- Asla bir gelecek bekleme.

     Ancak Tate, merakı ve Miles'a olan hisleriyle yavaş yavaş iki kuralı da çiğnemeye başlar.

    Kitap bunun üzerine kurulu genel olarak. Sevdim mi? Evet. Bayıldım mı? Hayır.
Çirkin Aşk günümüz ve geçmiş arasında gidip geliyor. Genelde tam aksi geçerli olmasına rağmen bu kez geçmişi anlatan kısımları daha fazla sevdim.
Birkaç yorumda Tate'in çok güçlü bir karakter olduğundan bahsedilmişti ancak tam aksine bence çok zayıf bir karakterdi. İradesi son derece zayıftı ve kolayca affedebilmesi beni çok kızdırdı. Bu açıdan Tate'i ne sevdim diyebilirim ne nefret ettim.
 
"Bazen bir erkeğin ruhu geçmişin hayaletlerine dayanacak kadar güçlü değildir. Belki de çocuk bir noktada ruhunu kaybetmiştir. "
Syf. 262

Miles'a gelirsek günümüzdeki Miles'ı sevemedim yine. Ancak geçmişteki Miles bambaşka biri gibi göründü gözüme. Ve kalbimi de kazandı.

    Kitap boyunca beni çok fazla şaşırtan bir durum olmadı. Ancak sıkılmadan da bir solukta okudum.

"Hayat sana limonata veriyorsa...'diye başlayan sözü duydun mu?"
"Limonata yap,"diye onun yerine cümlesini tamamladı.
"Öyle bitmiyor," dedi. "Hayat sana limon veriyorsa, onu kimin gözüne sıkacağını bildiğinden emin ol."
                                                                                                       Syf 270



    Birde filmi çıkacakmış 2016 da. Henüz öğrendim. Teaser'ı izlediğimde heyecanlandığımı itiraf etmeliyim ancak kitapla çok bağlantılı değilmiş gibi geldi. Özellikle Nick Bateman, zihnimde canlandırdığım Miles'la hiç uyuşmuyorlar.
Sizde izlemek isterseniz işte teaser!!
 
Ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.




14 Kasım 2015 Cumartesi

Aşk Yakar (Nefes Serisi #3) - Rebecca Donovan | Kitap Yorumu


Verdiğim kısacık(!) aradan sonra herkese merhaba! Verdiğim bu arada hayal kırıklığına uğratan kitaplar da okudum, muhteşem kitaplar da. Hepsinin yorumunu giremeyeceğim ama mutlaka yorumunu girmek istediğim birkaç kitap var. Onlar zamanla gelecek.

Nefes Serisi benim sevdiğim dram/ aşk serilerindendi. Aslında konu olarak çok özgün bir konusu yok ancak tuhaf bir biçimde seriyi seviyorum. Aşk Yakar'ı serinin bitmesini istemediğim için uzun bir süre beklettim. Üstelik 2. kitabın sonu çok can alıcı bir yerde bitmesine rağmen.
Sonunda 29 Ekim nedeniyle yaptığımız birkaç günlük tatili fırsat bilerek Aşk Yakar'ı okumaya başladım.
Serinin hiç bir kitabında Emma'dan tam anlamıyla nefret etmedim. Çok sevmedim de. Zaten kitap karakterlerinden kolay kolay nefret eden biri değilim. (Tabii yoğun hoşlanmama durumlarını nefretten saymıyorum.) Ancak bu son kitapta Emma'dan nefret etmeme ramak kaldı. Şimdi içindekileri kusmak için gerçek yorum kısmına geçiyoruz.

DİKKAT İLK İKİ KİTABI OKUMAYANLAR İÇİN SPOİLER İÇERİR!!

Biliyoruz ki Emma tüm aptallığıyla Evan'ı terk etmişti. Hem de Evan'ın Emma'ya ihtiyacı olduğu bir anda. Üstelik beni asıl sinir eden terk ediş sebebinin saçmalık olması. Neymiş efendim 'Ben onun hayatını mahvederim, en iyisi hayatından çıkmak.' Tam manasıyla saçmalığın daniskası.
Emma 2. kitapta yepyeni bir hayata başlamış. Yeni bir ortam, yeni arkadaşlar. Vee yeni bir Emma...
Özellikle ilk kitapta sessiz sakin, içine kapanık Emma özellikle bu kitapta bir yırtıcıya dönüşerek partilerden partilere koşturuyor, bilmediği evlerde uyanıyor, gittikçe de annesine benziyor. Üstelik bahanesi ne? Hissetmek istiyormuş han'fendi.

Yazarın kalemini seviyorum. Ancak seri boyunca olayları kafasında planlamış da sebeplerini sonra bulmuş gibi. Bahaneler zayıf, yetersiz.
Üstelik Emma'nın Evan'ı bu kadar kolay unutup Cole'le aralarında bir bağ kurması Emma hakkında kötü şeyler hissetmemi sağladı. Üstelik Emma'da ' Evan olmazsa Cole var ' havası vardı. Emma kiminle kalırsa ona karşı bir şeyler hissediyor.

Kitabın yarısına kadar bu şekilde düşünüyordum. Evet hala da kısmen böyle düşünüyorum. Kitabı Emma'nın gözünden okumamıza rağmen yaptıkları mantıklı gelmiyordu. Hatta bir ara kitabı kapatıp Emma hakkında düşündüm. Sonra birden aklıma Anna Karenina'dan şu alıntı geldi;

 
"İnsan sayısı kadar düşünce biçimi olduğu gibi,
kalp sayısı kadar da sevme çeşidi vardır."
Syf.186.
 
Ardından Emma'ya farklı bir bakış açısıyla baksam da, hatta yaptıklarına karşı yumuşasam da hala Emma'ya tamamen hak vermiş değilim. Sanırım benimle Emma'nın sevme biçimi farklı. 
 


Bu kadar yerdiğime bakmayın. Evet Emma'yı sevmedim ama genel olarak seriyi seviyorum. Özellikle Evan'ı. Seri bittiği için de biraz hüzünlendim.

Başka bir yazıda tüm seriyi detaylı olarak inceleme gibi bir düşüncem var. Çünkü kitap olarak değil de seri olarak söylemek istediklerim var. Şimdilik hoşçakalın.

27 Ekim 2015 Salı

Esaret - Elena Johnson | Kitap Yorumu


    Esaret Tüyap'tan Dex standından 4 liraya aldığım bir kitaptı. Doğrusu konusuna çok dikkat etmeden almıştım ve güvenim tamamen Dex'ten çıkmış olmasıydı. Kesinlikle büyük bir hata yaptığımı fark ettim. Doğrusu konuyu dikkatlice okuduğumda biraz önyargı oluştu ben de ancak ilk 100 sayfada önyargımın haksız olduğunu düşündüm. Düşündüğüm kadar da kötü değildi diye düşündüm ancak bir anda ne olduysa oluverdi ve sanki söylediklerimi haksız çıkarmak istermişçesine berbat bir hal aldı olaylar.

   Vi-Violet- katı kuralları olan bir toplumda yaşıyor. Kızlar erkeklerle gezemez, akşam saatleri birlikte yürüyemez, ailene dahi dokunmak yasak ve böyle kuralları olan bir toplum bu...
Bu toplumdaki insanlar uyurken bir kulaklık takıyorlar ve bu kulaklıkta siz uyurken sürekli size telkinler veren bir konuşmacı var.
   Vi ise kural tanımaz bir asi. Üstelik Zenn'e -birlik tarafından seçilen gelecekteki eşi- sırılsıklam aşık.

   Aslında eğer bu kurgu daha başka bir yazarın elinden çıkmış olsaydı eminim ki çok hoş bir kitaba dönüşebilirdi ancak bu yazarla hayır diyorum.
Yazarın dilini hiç beğenmedim. Son derece basit cümleler ve yanlış yerde giren betimlemelerle kitaptan soğudum.
   Karakterlerin hiçbirini sevmedim. Ne Vi'yi, ne Jeg'i ne Zenn'i. Jeg ilk başlarda farklı geldi. Sıradan bad boy tiplemelerinden uzakta bir karakter olduğunu düşündüm ancak sonrada o da neden yaptığını bilmediğim şeyler yapmaya başladı.
   Kitabı okurken biri geliyor ve kim olduğunu falan bir anlığına anlayamıyorsunuz. Bu nerden çıktı? Bu ki? Niye? Bu sorular sürekli kafamın içinde döndü durdu. Hele sona yaklaştıkça gerçekten dili mi kötüleşti yoksa ben mi zihnimde abarttım emin olamasam da satırları gelişigüzel okumaya başladım.
Evet sonu beni çok şaşırttı ama kesinlikle böyle bitmemeliydi. Gerçi devamı varmış ancak Türkçeye çevrilmemiş ki çevrilse bile okuyacağımı sanmıyorum.

 

KVBT 14. Tur 5. Gün | Lanetli - Jennifer L. Armentrout | Goodreads Yorumları

 
     
  Lanetli turumuzun son gününden herkese merhaba! Bugün görevim olan goodreads yorumlarını sizlerle paylaşacağım.
Ancak başlamadan önce eğer Lanetli hakkındaki yorumumu okumak ve Jennifer L. Armentrout hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz sizi linke alalım. (tık tık)

  Ve birde Lanetli biri facebook sayfamızdan diğeri rafflecopterdan olmak üzere toplam 2 kişiye hediye. Eğer katılmak isterseniz buraya (facebook için) ve buraya (rafflecopter) tıklayın.


Bu kitabı Jennifer yazmış, bu yüzden tabii ki fantastikti!!!

Jennifer L. Armentrout hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratmıyor. Önce uzaylılar, sonra yarı tanrılar, gargoyleler takip etti ve şimdi Faeler. HERHANGİ BİR PARANORMAL KARAKTERE BENİ AŞIK ETMEMEYİ BAŞARABİLİR Mİ?
Muhtemelen hayır.
Belki... baykuşlar dışında. Onun bile baykuşlar hakkındaki düşüncelerimi değiştirebileceğimi sanmıyorum. Ve evet, onlar kesinlikle paranormal.
LANETLİ sıradan bir Fae hikayesi ....
 JLA kitaplarından beklediklerimi ve sevdiklerimi söylemek için buradayım; güçlü karakterler, hazırcevap şakalar, harika bir hikaye ve yüzümüzü havalandıracak bir romantizm.
LANETLİ harika bir New Adult paranormal serisi ve hikayenin devamı olan TORN'u -2.kitap- okumak için BEKLEYEMİYORUM!


JLA'un yalnızca bir New Adult'la dönmeyeceğini duyunca çok mutluydum, ama bu Paranormal New Adult serisi! O ayrıca destansı bir dünya inşa ediyor ve Young Adult serisinde aksiyonu görüyoruz.
Bu türün sahip olduğu potensiyeli görmek heyecan verici.



Bu bir New Adult paranormal kitabı. Eğer Jennifer'ın öteki kitaplarında eğlendiyseniz, bu kitap ta sizin için. Eğer paranormal kitapları seviyorsanız o zaman bu harika bir seçim.



Lanetli'yi okumaya karar verdiğim için çok memnunum çünkü harika bir kitaptı. Yalnızca Jennifer L. Armentrout bu kitapta bana kahkaha attırdığı ve sesli bir şekilde homurdandırdığı için değil( herkesin içinde!), ayrıca faeleri konu almasını sevdim.


Pekaaaaalaa, Ben cidden nasıl hissettiğimi bilmiyorum.

Bu aynı kıvımlarıyla aynı karakterleriyle, aynı ifadelerle tipik bir Jennifer L. Armentrout kitabıydı, herşey aynı. Hayal kırıklığına uğradım diyemem, uğramadım, ama eminim daha iyisini yapabilir. Bu kitapta bazı şeyler eksikti ve bu şeyler çok fazlaydı.



Jennifer L. Armentrout yaptı yine. Bu kitaba aşık oldum!
Ugnh!! Çekişmeli düşünceler!! NEDEN! NEDEN BUNU BANA YAPTIN?! Es kısa sürede diğer kitaba ihtiyacım var.


24 Ekim 2015 Cumartesi

KVBT 14. Tur 3. Gün | Lanetli - Jennifer L. Armentrout | Kitap Yorumu + Yazar Tanıtımı


   Lanetli Turumuzdan herkese merhaba! Bu aralar çok fazla yazı yazamadığımın farkındayım. Ancak bu demek değil ki okumuyorum. Okuyorum ancak bu aralar J. D. Salinger, Yusuf Atılgan gibi edebi kitaplara daha fazla ağırlık veriyorum. Popüler kültürden bir süre uzaklaşmak zaten aklımda olan birşeydi. Eren abide O'nun kitapları olarak bu aralar güncel kitaplardan uzaklaştı biliyorsunuz ki ben de biraz ondan ilham alarak onun ve fikirlerine çok değer verdiğim birkaç kişinin önerisiyle bir kitap listesi hazırladım. Böylece ara ara güncel kitapları da okuyarak vakit geçiriyorum. Her neyse sanırım biraz çok konuştum.

    Gelgelelim Lanetli'ye. Jennifer L. Armentrout'un Türkiye'de olsun yurtdışında olsun hayran kitlesi büyük. Çok çok sevenler de var. Ancak ne yazık ki ben onlardan biri değilim. Fantastikte başarılı olsa da aşk kitaplarında çoğu zaman klişeye kaçtığını düşünüyorum. Anlatımı güzel ancak romantik kitaplarda kesinlikle kurguyu derinleştirmeli.

   Ancak Lanetli anlaşılacağı üzere bir fantastik kitap. Tabii ki her zaman olduğu gibi önce konusundan kısaca bahsedelim.
   Ivy küçük yaşta ailesini kaybetmiş, bunun üstüne bir de evlatlık verildiği ailesini ve erkek arkadaşını kaybetmiş bir kızdır. Üstelik en büyük düşmanı olan Fae'ler tarafından öldürülmüştür. Ivy'de ailesinin -2 ailesinin de- mesleği olan Fae avcısıdır. Yani bir Düzen üyesi. Her şey tüm sıradanlığıyla devam ederken olayların gidişatı değişmeye başlar. Şehirde normal olmayan şeyler görülür. Hiçbir şeyin normal olmadığı New Orleans'ta normal olmayan bir şey olması demek. Eh... Büyük problem.
  
   Anlatım çok akışkandı ve sizi sıkmıyordu. Karakterleri sevdim hatta Ivy'i bile ki nedendir bilinmez genelde kız karakterlere sinir olunur. Ve evet! Ivy'i sevdim. Tabii bir kısımda onun o Merida saçlarını cımbızla yolmak istedim ancak sonra toparladı. Nedendir bilmem ben Ren'e çok ısınamadım. Evet sevdim ama böyle ayılıp bayılmadım da. Sanırım en sevdiğim karakter Tink oldu. Tatlı küçük bir şeytan o. Daha doğrusu bir peri. Ama çok masraflı olduğu göz ardı edilemez.

  Kısaca beğendim. İçine çeken bir kurgusu vardı. Özellikle Jennifer severseniz. Mutlaka okumalısınız.

Yazar Hakkında

Yazar 11 Haziran 1980'de Martinsburg'da doğmuştur. Yani şu anda 35 yaşında.
Jack Russel cinsi bir köpeği var adı da Loki.
Yazım işiyle yoğun olarak ilgilenmediği zamanlarda kitap okuyarak, egzersiz yaparak, berbat zombi filmleri izleyerek, yazıyormuş gibi yaparak vakit geçiriyormuş.
Yazar olma hayali, vaktinin büyük bir kısmını kısa hikâyeler yazarak geçirdiği matematik derslerinde başladı. Bu, matematikten kötü notlar almasının da en büyük sebebidir.
J. Rogers adıyla yetişkinler için aşk romanları da yazıyormuş.
(İnternetten derlenmiştir.)

Son olarak bir rafflecopter diğeri facebook üzerinden 2 kişiye hediye ediyoruz. Rafflecopter için Fuşyamsı Düşünceler 'e (yani buraya), facebook çekilişi içinse facebook sayfamıza (buraya) tıklayın.
Herkese bol şans!!




10 Ekim 2015 Cumartesi

Asi 2 Kartal Yuvası ve Hesaplaşma | Thomas E. Sniegoski



Asi 2 Kartal Yuvası ve Hesaplaşma'yı uzun zaman önce ilk kitabıyla birlikte almıştım. Fakat 3. kitabının çok çok uzun bir zamandır çıkmadığını öğrenince  erteleyebildiğim kadar ertelemeye karar verdim.
Daha sonra bir blogda rastladığım - ne yazık ki bloğu hatırlamıyorum- övgü dolu yazıdan sonra biraz öne aldım ve ilk kitabını okudum. İlk kitabı okumamın üzerinden fazlaca zaman geçdi ve 2. kitabı da artık okuma gerektiğine karar verdim.

Asi Serisi kesinlikle beklentilerimin üzerinde bir seriydi. İlk kitabı çok ne olarak hatırlayamasam da 2. kitabı okurken zaman zaman flashback yaşadım.

İlk kitabı okumayanlar için yazım Spoiler içerir!!!


Bildiğiniz gibi - bildiğinizi varsayıyorum- Aaron 18 yaşında yaşadığı bazı şeyler sonucunda nefilim olduğunu öğrenmişti. Üstelik sıradan bir nefil değil düşmüş melekleri cennete geri gönderme yetisine sahip bir nefil. Yıllardır şüpheyle yaklaşılan kehanette bahsedilen odur.
Aaron, her şeyin yanında birde düşmüş melekler tarafından kaçırılmış zihinsel engelli kardeşini aramaktadır.

Asi'nin ilk kitabını hatırlamadığım için kıyaslama yapamayacağım ancak 2. kitap kesinlikle iyiydi. Yazarın dili son derece akıcı ve kurgu aşina olduğumuz melekler üzerine.

Ben Gabriel'ı çok sevsem de zaman zaman yazar köpeği konuşturma işinde bataklığa girmiş. Yani tamam değiştirilmiş falan diye bir bahane var ortada ancak yine de saçma bulduğum yerler oldu.

Aaron bir mesih olarak geçiyor ancak bir mesih olamayacak kadar zayıftı. Gerçi kitap boyu kendi de sık sık ne yapacağını bilmediğini söylüyor.

Yayınevinden kaynaklı çok sıkıntı vardı kitapta. Öncelikle kapak kalitesi çok kötü 2 gün çantamda taşıdım ve sanki kitabın üstünde oturmuşum gibi, kenarları kıvrıldı ve karton ayrıldı. Sık sık harf hataları gözüme çarptı. Zaten 3. kitabı da çıkacak gibi değil.

Ben serinin iki kitabını da çok iyi bir kampanyadan aldım. Zaten pek çok sitede indirimde eğer denk gelirseniz almanızı tavsiye ederim. Beklentilerinizi çok çok yüksek tutmadığınız takdirde beğeneceğinizi  umuyorum.

28 Eylül 2015 Pazartesi

KVBT 13.Tur 4. Gün | Kuzey Masalı - Zeliha Eren | Yorum + Çekiliş



    Eğlenceli bir tur kitabından herkese merhaba!

    Masal kızıl saçları ve renkli giyim tarzıyla dikkat çeken sakar ancak dahi bir kızdır. Öyle ki IQ'su 180.

    Gelin görün ki meşhur sakarlıkları hayatının tamamiyle değişmesine yol açacaktır.
Masal Amerika'da okumaktadır ve ailesini ziyaret için Türkiye'ye gelir. Uçak yolculuğu sırasında bavulları düşürmesi sonucu Kuzey'le karşılaşır.

   Kuzey sert, yakışıklı ve her ne kadar inkar etse de kıskanç bir adamdır. Üstelik bir ajandır.
Üstelik işler sadece uçakla da bitmez. Tesadüf, kader (artık ne derseniz) ve diğer bazı şeyler onları bir araya getirecektir.

   İlk olarak kitabın Pabucumun Ajanı tarzı bir kitap olduğunu söylemeliyim. Eğer o kitabı sevdiyseniz bu kitabı da sevebilirsiniz.

   Yazarın dilini sevdiğimi söylemeliyim. Kurgu da çok farklı olmasa da bazı durumlar güzel tasarlanmıştı. Okurken çok güldüğüm yerler de oldu, fazla klişe bulduğum yerler de.
Kurgu çok klişe sayılmasa da keşke karakterler de biraz özgün olsaydı. Çoğu Wattpad kitabında gördüğümüz artık klişeleşmeye başlamış kaslı, yakışıklı, mükemmel erkek tiplemesi vardı.

   Özellikle 200-250 sayfaları civarı inanılmaz vıcık vıcık bir hal almaya başladı. Neyse ki çok sürmeden eski halini aldı. Eğer biraz daha devam etseydi bayabilirdi ancak neyse ki çok geçmeden eski rayına geçti ve tekrar eski eğlenceli halini aldı.

   Eğer okuyamama durumundaysanız veya yoğun bir döneminizde okuyacak akıcı, yormayan bir kitap arıyorsanız bu kitap tam size göre.

Kuzey Masalı'nı okumak isterseniz biri rafflecopter, diğeri facebooktan olmak üzere 2 kişiye İMZALI olarak hediye. Çekiliş için buraya tıklayın.

27 Eylül 2015 Pazar

KVBT 13.Tur 3.Gün | Kuzey Masalı - Zeliha Eren | Alıntılar


Merhaba!! Öncelikle iyi bayramlar. Bayram tatilinden dönerek -pek tatil sayılmaz aslında- internet bağlantımın bu denli iyi olmasına rağmen yarın okullar açıldığı için çok üzgünüm. Sanırım öğrencilerin çoğuyla aynı hisleri paylaşıyorum bu konuda. Ancak her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi yaz tatili de bitti ve bu konuda yapacak pek de bir şey yok.

Kuzey Masalı rengiyle Vampirler olarak bizi tam kalbinden vurdu. Ama bunları 4. gün konuşacağız. Bugün kitaptan alıntılar paylaşarak kitap hakkında izlenim edinmenizi sağlayacağım.



Bir yerlerde okumuştu... Acı hissedilmeyi talep eder, diye. O zaman anlamamıştı ancak şimdi bu cümlenin ne demek istediğini anlıyordu. Acı, gerçekten de hissedilmeyi talep ediyor, tüm vücuduna sinsi bir zehir gibi hızla yayılıyordu.

 


Ben de bir ejderha gibiyim. Yalnız sinirli ve inatçı.



"Korkma her şey yoluna girecek."
"Biliyorum sen yanımdayken korkmuyorum zaten."



"...Ve ben seni Masal Karaaslan olarak yatağımda, hayatımda, kalbimde ve ruhumda istiyorum. Son sözüm olsun ki bu pislik temizlendiğinde, sana bembeyaz gelinliğinle mükemmel bir düğün yapacağım."



"Benimle yaşlanacaksın, bebeğim. Bundan böyle hayatının her anında ben olacağım ve seni o kadar seveceğim ki, her zerrende o sevginin ışığını taşıyacaksın."



"Her şey benim kontrolümde." dedi Masal çocuk gibi gülerek. "Ben de bundan korkuyorum ya zaten."



Evet, Kuzey korkaktı. Hem de en afillisinden. Korkuyordu. Masal'a bir şey olacak diye ödü kopuyordu ve bununla nasıl başa çıkacağını bilmiyordu.



"Sen, Kuzey Karaarslan! Benim hayatımda gördüğüm en tatlı, en romantik ve en yakışıklı adamsın." Ve sen, Masal Kılıç! Hayatta bu sözleri bana söyleyip de sağ kalabilecek tek insansın."



"Senin hayatımı renklendirmene ihtiyacım var, Masal. Söz veriyorum bir daha giydiğin renkli kıyafetlere sinirlenmeyeceğim. Arabalarımı bile kullanmana izin vereceğim. Yeter ki uyan."



"Beni kızdırıyorsun, sinirlendiriyorsun, çileden çıkarıyorsun ve seni çılgınca arzulamamı sağlıyorsun. Söylesene, hepsini birden nasıl yapıyorsun?"



"Pekala, ne yapmamı istiyorsun?" Masal merakla onun cevabını beklerken, Kuzey ciddiyetten bihaber konuşmaya devam ediyordu. "Yanımda durup elimi tutabilirsin mesela." derken sesinden eğlendiği belliydi.



"Gözlerinin içinde cam kırıkları gibi katmerler var ve her biri yeşilin farklı bir tonunda. Sanırım bu yüzden duygularını direkt yansıtıyorlar ve loş ışıkta balta girmemiş ormanları anımsatıyorlar."






21 Eylül 2015 Pazartesi

KVBT 12.Tur 3.Gün |Kader Kitabı-Erica Swyler


    Herkese merhaba! İnternet bağlantım hala iyi sayılmasa da idare ediyoruz.

    Kader Kitabı turumuzun 3. Gününde kitabı okurken dinleyebileceğiniz küçük bir müzik listesiyle burdayım.

   Eğer sizde bu kitaba sahip olmak isterseniz facebook sayfamızdan gerçekleştirdiğimiz çekilişe katılabilirsiniz.


Shakira -La Pared (version acoustic)

Lenka - Trouble Is A Friend

Melanie Martinez - Carousel

Sóley - Pretty Face

Lana Del Rey - Carmen

20 Eylül 2015 Pazar

KVBT12.Tur 2. Gün| Kader Kitabı -Erica Swyler | Yorum

   Kader Kitabı'nın turunun ilk gününden herkese merhaba. Şu an Allah'ın unuttuğu yerde zorlu bir internet bağlantısıyla bu yazıyı yazmaktayım.
Her zamanki gibi önce konusundan bahsedeyim sonra kitabi nasıl bulduğumdan.
  Simon küçük yaşta annesinin intiharından ve babasının bitmeyen yası üzerine küçük kız kardeşine ebeveynlik yapmak zorunda kalmıştır. Ardından babasını da kaybetmesiyle ve kız kardeşinin de onu terk etmesiyle ailesinden kalan sahil kenarında bir evde yalnız başına yaşamaktadır. Ancak evin çok kötü durumdadır. Öyle ki ev her an çökme tehlikesi içindedir. Üstelik bunu karşılayacak maddi imkanı da yoktur. Zaten kütüphanedeki işini de kaybetme noktasındadır.
   Bir gün eline ulaşan bir kitapla ailesi hakkında hiç bilmediği gerçekleri öğrenecektir. Kitap bir sirkin günceleridir ancak sirk kitapları sirkten ayrılmamalıdır.

   Annesinin soyunda süregelen bir laneti fark etmesiyle kız kardeşinin güvenliğinden de şüphe duymaya başlar.

   Evet kitabı kısaca özetlersek bu şekilde.
Kitap falcılık ve büyücük gibi araya serpiştirilen mistik olaylarıyla dikkatimi çekti. Karakterlerin kendine has özellikleri kitapta bir özgünlük oluşturmuştu.

   Yazar Erica Swyler'ın kendine has bir üslubu var. Ancak bu kalem beni içine çok fazla çekmedi. Kitap şimdiki zaman diliyle yazılmış. Belki de en büyük etken buydu.Normalde sesli ortamlarda dahi zorlanmadan kitap okuyabilen biriyim. Ancak bu kitabı sesli ortamlarda okumak zorunda kaldığım durumlarda  zaman zaman bir paragrafı iki kez okumak zorunda kaldığımi itiraf etmeliyim.
En sevdiğim kısımlarda kitabın içinde ufak çizımler olmasıydı. Resimleri bol bol inceledim.
Bazen durup en sevdiğim karakteron hangisi olduğunu düşündüm. Sanırım Amos oldu.
Kitabın kapağının içiyle uyumlu olmasını sevdim. Normalde parıltılı yazıları sevmesem de Kader Kitabı'na yakışmış. 

  Zor şartlar altında yazdığım yazımı sonlandırırken Martı Yayınlar'na desteği için teşekkür ediyoruz.

28 Ağustos 2015 Cuma

KVBT 11.Tur 5.Gün | Hiç Hesapta Yokken- Sydney Landon | Karakter tanıtımı



Hiç Hesapta Yokken turumuzun son gününde karakterleri yakından tanıyacağız. Başlangıcı fazla uzatmadan başlayalım!

Suzy Denton: Tabii ki onunla başlayacağız. Hazırcevap, cesur giyimli, çatlak ve birazcık cadı karakterimiz. Her söylenene cevabı var. Danteller, deriler onun için yaratılmış. Ancak bu iddialı giyimi tamemen kendi için. Kitap boyunca zaman zaman yufka yüreğini de görüyoruz. Kendi ayaklarının üzerinde duran güçlü bir karakter.

Grayson Merimon: Yakışıklı, becerikli, maddi anlamda güçlü, nazik... Eh daha ne olsun? Şaka şaka Gray'de bunlardan çok daha fazalası var. Aslında kitaplarda sık sık karşılaştığımız karakterlerden. Ancak çoğu kitaptaki gibi -veya kardeşi Nick gibi- playboy bir tip değil. İlişkileri oluyor ve bitiyor. Ne istediğini -veya kimi- net olarak biliyor.

Nick Merimon: En sevdiğim karakter Nick'ti. Kitabın playboyu ve Gray'in erkek kardeşi. Komik bir karakter. Hem de cidden komik. Ne diyebilirim emin değilim. Kardeşine gerçekten önem veriyor. Beth'e de prenses demeye bayılıyor.

Beth Denton: Suzy'nin kız kardeşi ancak hiçbir şekilde ona benzemiyor. Geçmişte kilo problemleri yaşamış ancak şu an Suzy'yle aynı kiloda olarak bahsedilmiş. Güzel, ancak güzelliğinin farkında değil. Sürekli güzel olmadığını vurguluyor. Öyle ki Nick'in prenses demesini bile kasıtlı olarak denen bir ironi olarak görüyor. Sessiz, sakin ve sahne ışıklarını üzerine toplamaktan nefret ediyor.

Victoria Merimon: Gray'in annesi. Ancak anne olduğuna inanmak zor. Suzy'yle aralarında kişilik olarak inanılmaz bir benzerlik var. Çatlak, hazırcevap, giyimiyle cesur... Ve çok iyi bir anne. Çocuklarını kendi başlarına yetmeleri gerektiğine inandırarak yetiştirmiş. Bu nedenle evde 1 gün Nick ve Gray tüm aileye akşam yemeği hazırlarmış.

John Merimon: Gray ve Nick'in babası. İşte hırslı bir adama olsa da, eşinin yanında adeta bir kediye dönüşüyor.

Eğer hala çekilişe katılmadıysanız tıktık!!

25 Ağustos 2015 Salı

KVBT 11.Tur 2. Gün | Hiç Hesapta Yokken - Sydney Landon | Yorum



   Yepyeni turumuzdan herkese marhaba! Öncelikle Nemesin Yayınları'na katkılarından dolayı teşekkür ederek başlamak istiyorum.

  Hiç Hesapta Yokken konusuyla çok da farklı olamayan bir kitap. Olayın gidişatını baştan neredeyse baştan sona tahmin edebildim. Bu da benim için şaşırmaya yer bırakmadı. Ancak bu kitapta olay gidişatından çok karakterler önemliydi benim için. Ancak karakterleri şimdi değil 5. gündeki karakter tanıtımı görevimle yapacağım. Bu yüzden şimdilik karakterlerde derinlemesine inmeyeceğim.

   Her zamanki gibi kısaca konusundan bahsedeyim. Suzy, hayatı boyunca ailesinden sevgi görmemiş, yalnızca ihtiyaçları karşılanarak yaşamış biridir. Lise yıllarından beri birlikte olduğu sevgilisi Jeff'in onu aldattığını öğrendiğinde yıkılır ve kimseye güvenmeme kararı alır. Tabii şirketin yeni ortağı Gray olaya karıştığında sözünü ne kadar tutabilecektir?

  Gray, yaklaşık 1 yıldan beri Suzy'nin peşinden koşmaktadır. Gray'in deyişiyle Suzy'de saklamaya çalıştığı yumuşak, merhametli bir kadın vardır.

  Bana göre eğlenceli bir kitaptı akıcı ve komikti. Kısa sürede bitebilecek bir kitaptı.

  Özellikle konuşmalar çok komikti ve kitabı okurken sık sık kıkırdadığım doğrudur.

  Ara sıra gözüme batan bir şey vardı ki o da kitabın 3. kişi ağzından anlatılması. Genelde bu beni çok da rahatsız etmez ancak Hiç Hesapta Yokken keşke karakter ağzından anlatılsaydı. Birde erotik kısımlar. Gerçi çok fazla erotik sahne yoktu ancak olan kısımlar benim için detaylıydı. Aslında pek rahatsız olan biri değilim ancak nedenini bilmeden normalde kayıtsız kaldığım durumlar bu kitapta aktif oldu.

  Eğer bu aralar ağır kitaplar okuyorsanız araya koyabileceğiniz ve okurken eğleneceğiniz bir kitap.

  Kaç puan vereceğim konusunda çok kararsız kaldım ve ilk kez buçuklu puan kullandım.
 
1 kişiye facebook, bir kişiye rafflecopter olmak üzere 2 kişiye hediye edilecektir. Facebook çekilişi için tık tık.

16 Ağustos 2015 Pazar

KVBT 10.Tur 4.Gün | Sağdıç - J.L. Armentrout | Karakter Tanıtımı + Çekiliş


   Turumuzun son günüden herkese merhaba!
   Bugün kitabımızın karakterlerini daha yakından tanıyacağız. Fazla uzatmak istemiyorum. Hemen başlayalım:)
167 sayfalık mini mini bir kitap olduğu için karakterlerle etkileşime giremedim. Başkarakterleri de sevemedim ne yazık ki.

    Madison Daniels: Çocukluğundan beri Chase aşık. Yani aşkından kolay vazgeçmiyor. Tabii Chase Maddie'yi çoktan gözden çıkarınca Madison'da onu unutmayı denemiş, bunun için başka çocuklarla randevulara çıkmış fakat pek başarılı olamamış. Kolay tav oluyor. İnsan azıcık ağırdan alır. Kendisi ne yazık ki sevdiğim kadın karakterler arasına giremedi.

   Chase Gamble: Gamble kardeşlerin en çapkın ve en yaramazı. Babası gibi olmaktan çok korkuyor çünkü babası, annesine çok zor günler yaşatmış. Fakat hem babası gibi olmaktan korkarken hem de bu kadar çapkın olması biraz tuhaftı. Madison'u seviyor ancak onu çoktan gözden çıkarmış. Çünkü hem en yakın arkadaşının kız kardeşi, hem de onu incitmek istemiyor.

   Chad Gamble: Chase'in abilerinden biri. Aslında Gumble ailesinin en çapkını olmasına rağmen herkes Chase'i daha çapkın olarak biliyor. Zavallı Chase... Bu kitapta en sevdiğim karakter Chad'di sanırım. Chase'e verdiği tavsiyelerle ve kurduğu cümlelerle kalbimi kazanmayı başardı.

   Mitch Daniels: Kitapta ondan çok bahsedilmese de iyi biri olarak karşımıza çıkıyor. Madison'un mutlu olmasını istiyor ve bu konuda Chase'e de güveniyor. Madison ve Chase ikilisinin yakınlaşması da Mitch ve Lissa'nın düğünü sayesinde yakınlaşıyor. Eh... Düğünde keramet varmış.

   Lissa Daniels: Yine kitapta fazla yer verilmeyen bir karakter. Mitch'in müstakbel yeni karısı. Sarışın, güzel... Ben Lissa'yı sevdim. Neden bilemem ama kanım ısındı bu kıza.


  Bu karakterler haricinde Madison'un anne ve babası da çok hoş karakterlerdi. Annesinin, Chase ve Maddy'nin birlikte olmasını istemesi, babasının daha koruyucu olması kitaptaki hoş detaylardı.

Eğer Sağdıç çekilişimize katılmadıysanız acele edin ve buraya tıklayın.

14 Ağustos 2015 Cuma

KVBT 10.Tur 2. Gün| Sağdıç- Jennifer l. Armentrout | Yorum + Goodreads Yorumları + Çekiliş



Kitap Vampirleri'nin 10. turundan herkese merhaba!
Öncelikle desteklerinden dolayı DEX Yayınları'na teşekkür ediyoruz.
Sağdıç'ın turunu aldığımızı öğrendiğimde çok mutlu olmuştum ve beklentilerimi yükseltmiştim. Eh malum yazarı oldukça seviliyor...

Maddie çocukluğundan beri ağabeyinin en yakın arkadaşlarından olan Chase'e abayı yakmıştır. Fakat Chase Maddie'den hoşlansa da babası gibi biri olmak istememektedir.  Madison'u üzmekten de çok korkmaktadır. 
Yıllar önce yaşadıkları bir olay sonucunda ilişkileri kötüye gitmiş, araları açılmıştır. Fakat Maddie'nin ağabeyinin düğünü onları sağdıç ve nedime olarak bir araya getirecektir.

Çok büyük beklentilerle başlamıştım ancak ne yazık ki beklentilerimi karşılamadı. Kötü diyemem zaten 167 sayfalık incecik, birkaç saatte biten bir kitaptı. Ancak olayların gidişatı, yaşananlar çok tahmin edilesiydi. Hatta yer yer klişeye bile kaçtı.

Keşke yazar babası ve Chad hakkında biraz daha bilgi verseydi. Chad'i Chase'den daha çok sevdiğim doğrudur.

Eğer 'reading slump' gibi bir olaydaysanız sizi çıkaracak bir kitap. Okurken eğleneceksiniz. Ve eğer aşk kitaplarında klişeyi seviyorsanız kitaba bayılabilirsiniz bile.



İşte Goodreads yorumları (Bazı yorumlar kısaltıp, spoiler olabilecek kısımları çıkardım.)


Wow tam şu an azınlığın içindeyim ve bu hiç eğlenceli değil. Şunu söyleyeyim ben Jennifer'ın yazım tarzını özellikle Obsidiyen'i okurken eğleniyorum. Ayrıca ben şehvetli aşkları seviyorum.
Ancak ne yazık ki daha önce hepsini okumuş gibi hissettim.
 
 
 
 
 
 
 
   Ben sadece ilk yetişkin romanımı okudum ve bunu bilmiyordum. Tamam, kitabın adından bunu tahmin etmeliydim. Ama lütfen benim nedenlerim hakkında konuşmayalım, ben bu kitabı tartışmak istiyorum.
...
Okuduktan sonra gözlerim, yaşlarıyla doluydu. Tanrım, ne kadar bebekçe. Ama bayıldım. Hele son 10 sayfa  "Neler oluyor? Aman Tanrım o bir deli... Bitti mi? O yapmadı. Ama hayır, o da yapmadı. Huh, kafam karıştı."
 
 
 
 
 
 
 
Bu yazarı sevdim. Cesur...
 
 
 
 
 
 
 
5 koca yıldız =)
Sevgili bayan Armentrout,
Sen bir dahisin. Bu deli yeteneği değil de ne?!! Bu kitaba kesinlikle BAYILDIM BAYILDIM BAYILDIM. Umarım günümüz yetişkin kitapları yazmaya devam edersin. Çünkü bu göz kamaştırıcıydı.
 
 
 
Son olarak Vampirler sayfamızda Sağdıç 1 kişiye hediye. Çekilişe katılmak için buraya tıklayın.
 
 


11 Ağustos 2015 Salı

Buz Kapanı (Karanlık Zihinler #2) - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu


Kabullen, Uyum Sağla, Harekete Geç...

   Buz Kapanı'nı, Karanlık Zihinler'in hemen ardından sipariş etmiştim ve kargom elime ulaşır ulaşmaz da okumaya başladım.

   İlk 100- 130 sayfasında olaylara girmekte çok zorlandım. 2 kez okuduğum kısımlar dahi oldu. Fakat bu kitaptan mı yoksa benden mi kaynaklı emin değilim. Neyse ki o sayfalar geride kaldığında inanılmaz büyük bir hevesle okudum. Karanlık Zihinler kadar güzeldi ve sonu da en az onun kadar merakta bırakarak bitti.
   Bu yazar kesinlikle meraktan öldürecek beni. Bir an önce 3. kitap çıksın lütfeeenn!!!

İlk kitabı okumayanlar için SPOİLER içerir!!!

     Bildiğiniz gibi Karanlık Zihinlerin sonunda Ruby, Liam'ın hafızasını silmek zorunda kalmıştı. (Her ne kadar Ruby'e kızsam da mecbur olduğunu biliyordum. Kendince haklıydı.) Buz Kapanı'nında Ruby Birlik'e katılır ve Cate, Ruby'i küçük bir grubun lideri yapar. Öyle ya da böyle diğer üyelerle idare etse de Vida tam bir baş belasıdır. Ruby'den adeta nefret eder ve her daim kavga için hazırda bekler. Gerçi Vida sadece Ruby'e değil herkese karşı kavga çıkarmayı seviyor.

   Birde Julie var. 15 yaşında olmasına rağmen davranışları 12-13 yaşlarını andırıyordu. Tabii yine de sevdiğim karakterler arasındaydı ancak yaşı büyük olmamasına rağmen yine de yaşına uygun davranmıyordu. Kendisi çabuk panikleyen, duygusal, duygularını uçlarda yaşayan bir karakter.

    Birlik'te geçen günlerden sonra Cole, IAAN'ın kaynağını içeren gizli bir bilgi olduğunu ancak flash içerisindeki dosyanın ufak bir karışıklık sonucunda Liam'da olduğunu Ruby' e anlatır. Hastalığın kaynağını bulmak için Ruby Birlik'ten kaçar.

Spoiler Sonu

    Daha fazlasını anlatmak istemiyorum çünkü eğer başlarsam durabileceğimi sanmıyorum ve eğer durmazsam çok büyük spoiler yiyebilirsiniz. O nedenle kitap içeriğini burada bırakıyorum.
Eğer bir distopya severseniz MUTLAKA okumalısınız. Çok büyük bir ihtimalle seveceksiniz.


7 Ağustos 2015 Cuma

Çöküş ve Yükseliş (Grisha #3) - Leigh Bardugo | Kitap Yorumu




     Grisha Serisi dün Çöküş ve Yükseliş'le birlikte bitmiş bulunmakta. Bu seri sevdiğim seriler arasında yer alıyor. Başta söyleyeyim ilk kitapları okumayanlar için yazım spoiler içerecektir.

     Bu serideki karakterleri fazla sevmiyorum. Ne Alina, ne Malyen ne de bir başkası. Tabii Karanlıklar Efendisi hariç. İlk kez bir seriyi okurken kötü tarafı tuttuğumu fark ettim.
Bu seride kitap boyunca kitabın sonunda yapılacak büyük olay için yapılan hazırlıkları okuyoruz. Ara ara heyecanı taze tutmak için olaylar olsa da genel olarak planlar, stratejiler ve hazırlıklar yer alıyor. Bu final kitabı da aynen böyleydi.

   Kuşatma ve Fırtına'da Deniz Kırbacı'nı yani 2. büyüteci Karanlıklar Efendisi'nin baskısı sayesinde bulan Malyen ve Alina, Çöküş ve Yükseliş'te 3. büyütecin, yani ateşkuşunun peşine düşer. Alina 3. büyüteci de bulduğunda gücünü kontrol edip edemeyeceğinden emin değildir ancak Karanlıklar Efendisi'ne karşı da tek şansı budur.

   Oldukça geniş bir karakter kadrosu olan üçlemenin final kitabı daha da artıyor. Ben bu yazarın dilini çok seviyorum. Belirli bir kalemi ve çizgisi var. Üstelik seri olarak harika kapakları var.

   Alina güçlü bir karakter ancak ne istediğini tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Bir Malyen, bir Nikolai, bir Karanlıklar Efendisi... Ancak zeki bir karakter olduğu doğru. Gözünün önünde olanları görmezden gelmeye çalışmıyor.

   Son 30-40 sayfayı özellikle soluksuz okudum. Bittiğindeyse bir an kalakaldım. Her seri bitişinde olduğu gibi hafif bir hüzün hissettim. Ancak üçleme hakettiği bir sonla bitti.

5 Ağustos 2015 Çarşamba

SHADA Douglas Adamas'ın Kayıp Macerası- Gareth Roberts | Kitap Yorumu



    Harika bir bilim kurgu kitabını bitirmiş bulunmaktayım.
    Bilim kurgu dendiğinde akla gelen ilk yapımlardan biri de Doctor Who'dur. Klasik sezonu dahi izlediğimi gururla söyleyebilecek koyu bir Whovian'ım. Tabii hal böyle olunca Shada'yı okumamak olmazdı. Gerçi birkaç kitabı daha çıkmış olsa da ne yazık ki henüz elime geçmedi.
Shada'yı okurken uzun zamandır hasretini çektiğim Doctorla da biraz hasret giderdim.
Arka kapakta yazdığı kadarıyla Shada Doctor WHO senaristi Douglas Adams'ın yazdığı ancak televizyonda yayınlanmaya fırsat bulamamış bir senaryo. Gareth Roberts bu senaryoyu bir kitap haline çevirmiş. Çok da iyi yapmış.


Shada, Britanya bilim kurgu dizisi Doctor Who'nun klasik serisinin on yedinci sezonunun yayınlanmamış öyküsü. Daha sonra tamamlanmamış versiyonuyla çıkarılmıştır. 1992 yılında görüntüler kullanılarak Tom Baker'in anlatıcı olarak Doktor'u oynadığı videoyla öykü tamamlanmıştır. (Vikipedi'den alınmıştır.)


   Konusuna değinmeyeceğim zaten arkasında yeterince açıklanmış. Okumak isteyenler için

Doktor’un eski dostu, Zaman Lordu Profesör Chronotis emeklilik hayatını Cambridge Üniversitesi’nde sürdürmektedir – yanında birkaç zararsız eşya da getirmiştir. Fakat bunların arasında, Gallifrey’in Muhterem ve Kadim Yasalar’ı da vardır. Üstüne üstlük bu kitabı, dünyadan haberi olmayan yüksek lisans öğrencisi Chris Parsons’a pervasızca ödünç vermiştir. Muhterem ve Kadim Yasalar evrendeki en tehlikeli eserlerden biridir ve yanlış ellere geçmesi felaketle sonuçlanabilir. Sinsi Skagra’nın kitabı elde etmesi ise, olabilecek en kötü şeydir. Skagra, evrene hükmetme eğilimli iflah olmaz bir sadist ve egoisttir. Üstelik Cambridge’e doğru yola çıkmıştır: Hedefi de kitap ve Doktor’dur…          


   Doğrusu kitaba başladığımda biraz tereddütlüydüm. Bilim kurgu bazen anlaşılması zor bir tür olabiliyor. Üstelik Shada'dan beklentim de bir hayli fazlaydı.
Okurken Doctor Who'dan bir bölüm izler gibi hissettim. Olay örgüsü, konuşmalar klasik bir Doctor WHO gidişatıydı.
   İlk sayfalarda kafam biraz karıştı ve isim hafızası balıklardan bile kötü olan ben sürekli kim olduğunu hatırlamak için duraksamak zorunda kaldım. Ancak Doctor olaya girdiği anda kafa karışıklığı kalktı yerini hoş bir tanıdıklık hissine bıraktı.
   Kitabı okurken sık sık eğer Doctor Who'yu izlememiş olsaydım bu kitabı anlayabilir miydim diye düşündüm. Muhtelen genel olarak anlasam da bazı kısımlar havada kalırdı. Ancak bu efsane seriyi izlememiş olmak büyük bir kayıp olurdu. Eğer durum böyleyse Shada sizin için, benim için olduğundan daha az muhteşem olacaktır. Bazı kısımlarsa kafanızı karıştıracaktır.
Bu muhteşem eser için İthaki'ye teşekkür ederek yazımı sonlandırıyorum.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Yabancı - Melissa Landers | Kitap Yorumu


    Selam millet! Bugün Yabancı'nın yorumuyla klavye başındayım.
   
    Kitap 2 yıl önce uzaylıların Dünyalılarla iletişim kurmasıyla başlıyor. İlişkileri güçlendirmek ve ittifak ortamı oluşturmak amacıyla L'eihrliler ve Dünyalı öğrenciler arasında bir değişim programı ayarlanır böylece L'eihr'den 3 öğrenci Aelyx, Syrine ve Eron Dünya'nın farklı yerlerine - Amerika, Çin ve Fransa- gönderilirler.

    Aelyx, Cara'nın evinde kalacak baş uzaylı karakterimiz oluyor burada. Kendisi dünya yemeklerinden nefret eden ve hatta insanlardan da nefret eden, kendi ırkını insanlardan üstün gören bir insan. Pardon L'eihrli.

     Cara'nın ağabeyi de L'eihr'e gidiyor bu değişim programıyla.
Cara ve Aelyx bir süre sonra birbirlerine alışmaya başlasalar da diğer insanların buna alışmaya pek niyetleri yoktur. Bir süre sonra Cara'nın yanındakiler bir bir uzaklaşır. Aslında bu sayede dostlar ve düşmanlar daha iyi belirlenmiş olacaktır.

     Aelyx'e cidden çok güldüm. Mimiklerini pek kullanmadığından cümlelerinin şaka mı, ciddi mi, yoksa iğneleyici mi olduğunu anlayamıyorsunuz. Her soruyu o kadar güzel bir şekilde üreme programına bağlıyor ki sanırsınız gezegeni o program ayakta tutuyor. Ancak beni rahatsız etmedi. Sadece oldukça sık adı geçiyor. Aelyx'in en kusurlu yanı çikolatayı sevmemesi. Hadi ama çikolata tanrıların yiyeceğidir. Değil mi? :)

      Kıza kuşkuyla yan yan bakan Aelyx, çikolata parçasını ağzına attı. Saniyeler sonra yüzü tiksintiyle çarpıldı ve dar yoldan koşarak çıkıp çikolatayı yere tükürerek "İğrenç!" dedi
    "Ciddi olamazsın. Çikolata tanrıların yiyeceğidir."
    

     Cara'yı inanılmaz sevdim. Pek çok zaman kız karaktere gıcık olabilirim. Gereksiz şeyler yaptığını düşünebilirim. Ancak Cara dengeli bir karakterdi. Gereksiz davranışlarda bulunmadı. Üstelik kızıl. Bu bile onu sevmem için başlıca bir neden. (Burada gözlerinden kalp çıkan emoji)

    Yorumlara baktığımda kitabı çok sevmemişler bu d beni şaşırttı ancak ben çok severek okudum ve sadece bir günde de bitti. Şu anda D&R'da 9.90 indirimindeyken de alın derim.
2. kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Kötü Kızlar Ölmez - Katie Alender | Kitap Yorumu


    Kötü Kızlar Ölmez kapağına tutularak aldığım bir kitaptı.  Konusu hakkında en ufak bir fikrim yoktu ki aldıktan sonra korku- gerilim türünde olduğunu öğrendim. Bu benim için iyi bir durum çünkü hemen hemen hiç korku kitabı okumadım ve korkuyu seviyorum.

    İlknokta'dan %50 indirimle aldım. İlknokta'da Yabancı Yayınları genelde yüksek indirimlerle satılıyor. Kitapların hasarlı geldiğini söyleyenler oluyor ama neyse ki sağlam bir şekilde elime ulaştı. Kapağı bilerek mi böyle yapıldı acaba diye  merak ettim. Renk tonu korku türüne tamamen ters ancak ilginç bir biçimde çok yakışmış. BA-YIL-DIM. Üstelik ciltli olması da ayrı bir güzellik.

    Kitaba gelirsek Alexis asosyal, kendi halinde takılan, asi bir gençtir. Üstelik saçları da pembe. :D Kasabanın en ürkütücü evinde oturmaktadır. Bir gün oyuncak bebek takıntısı olan Kasey garip davranmaya başlıyor. Evde bazı garip olaylar oluyor ve olay başlıyor.

    Kesinlikle akıcıydı ve kısa bir sürede bitiyor. Zaten 278 sayfalık bir kitap. Kitabı sevdim. Ancak bazı kısımların klişe olduğunu kabul etmek gerek hatta spoiler vermeden ifade etmem gerekirse o kolye ve ışık olayında çok güldüm.

    Zaten kolay kolay korkan biri değilim belki de bundan dolayı korkmadım. Ürpermedim bile. Tabii eğer kolay korkan biriyseniz belki ürkebilirsiniz. Ama pek korkunç bir kitap değildi.

Yabancı Yayınları'nın youtube kanalındaki tanıtım videosu
 
 
 

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken | Kitap Yorumu



 
En karanlık zihinler, en beklenmedik yüzlerin arkasında gizlenme eğilimindedirler.
   Syf.534

    Aman Allah'ım! Bu kitap muhteşemdi! Cidden uzun zamandır okuduğum en iyi distopyalardan biriydi. Aslında daha erken bitmesini bekliyordum ancak biraz uzadı. Bu kitaba bayılanlar olduğu gibi 'şu kadar sayfası çok sıkıcıydı' diyenler de var. Hatta readingslumpa soktuğunu söyleyenler bile var. Ancak ben kitabı ilk sayfadan itibaren çok sevdim.

   Günümüzün ilerisinde geçen bu distopik dünya IAAN adlı bir salgının dünyaya yayılmasıyla başlıyor. Bu salgın sadece çocuklara etkiliyor ve çocukların büyük bir kısmı ölüyor. Kalan kısımsa bir takım değişimlere uğruyorlar. Bu nedenle de yetişkinler kalan çocuklardan korkuyor.

   Devlet bu sebeple bu çocukları - Psi diyorlar- rehabilitasyon kamlarına götürüyor. Tabii bunlar sözde rehabilitasyon kampları. Halka çocukların tedavi edildikleri ve özel programlara tabi tutuldukları söyleniyor fakat gerçek bambaşka... Çocuklar bu kamplarda pek de insani olmayan şartlarda tutuyorlar. Konuşmak yasak, dokunmak yasak, YETENEKLERİNİ KULLANMAK YASAK!
   En kötü kısımsa bu çocuklar bu kamplara AİLELERİ tarafından yollanıyor. Ruby'de onlardan biri.

   Birde bu çocukların -Psiler- yetenekleri 5 farklı şekilde sınıflandırılıyor. Birde bu yeteneklere renkler verilmiş.
 
Yeşiller:  Yüksek zeka
Maviler: Telekinezi
Sarılar: Elektrik kontrolü
Turuncular: Akıl kontrolü
Kırmızılar: Ateş kontrolü

   Kampa ilk geldiklerinde çocukların hangi gruptan oldukları belirleniyor. Bu sırada sarılar, turuncular ve kırmızılara çok kötü davranıldığını, elleri kelepçeli, gezdiklerini görünce Ruby çok korkar ve güçlerini kullanarak test yapan kişini zihniyle oynayarak yeşillerin arasında yer edinir.

   Zaman zaman Ruby'e kızdım. Ama o Liam... Liam'ı ilk olaya dahil olduğu andan beri sevdim. Chubs ise ayrı bir komediydi.
Hele o son yok muydu bee... İnanılmaz... Bir an evvel Buz Kapanı'nı almam gerekiyor. Hem de acilen!!

"Özellikle dehşet ve çaresizlik gibi güçlü duygular, mekanda öyle bir iz bırakır ki o hemen hisseder. Sanki karanlık, tek parmağını uzatmış çenemin altını okşuyor; kulağıma, ona doğru eğilip sırlarını öğrenmemi fısıldıyordu."                                          
                                                                                                                             Syf. 271