25 Mart 2015 Çarşamba

KVBT 5.Tur 5. Gün | Hançer- Ezgi Bağcı | Yorum + Müzik Listesi

 
Turumuzun 5. gününde Hançer'in yorumuyla ve müzik listesiyle karşınızdayım.

   Tanıtımıyla çok dikkatimi çeken bir kitap oldu ve sıkışık bir dönemime denk geldiği için bitirmesi uzun süren bir kitap oldu. Konusundan kısaca bahsedecek olursak
 

    Melek hafıza kaybından dolayı 5 yılından öncesini hatırlamayan bir kadındır. Adeta hayatı son 5 yılından ibarettir ve ondan öncesine dair nereli olduğunu, ailesini veya dilini bilmemektedir. Yeni hayatına gözlerini bir hastane odasında açar. Ki ne kadar korkutucu bir şey olduğunu tahmin dahi edemiyorum. Türkçeyi yeni baştan öğrenir. Hatta adını bile küçük bir çocuktan alır. Tamamiyle yeni bir hayata başlar ve 5 yıl geçer. Düzeni oturmuştur neredeyse. Derken Marco'yla -nam-ı diğer Hançer-  karşılaşır. Marco bazı şeyleri biliyordur ve hikayemiz burada başlar.


   Kurgu ve karakterlerin oldukça özgün olduğunu düşünüyorum. İlk 150 sayfa kadar herhangi bir heyecan olmadan ilerliyor ki bu kısımlarda bir miktar sıkılabiliyorsunuz. Birkaç merak uyandırıcı sahne olsa da aşırı heyecanlanmaya pek müsait değil. Daha sonra dozaj yavaş yavaş artıyor ve iyice ilerlediğinizde olay tuhaf bir hal alıyor ve size 'Hadi canım!' dedirtiyor. Dediğim gibi bir miktar sabır gerektirebiliyor.


   Bana ilginç gelen kitap günümüzde geçmesine rağmen bana zaman zaman geçmişte gerçekleşmiş gibi hissettirdi. Ki bunda malikanelerin etkisi olduğuna eminim.
Olay belirli bir karakterin gözünden anlatılmadığı için zaman zaman 'n'oluyor ya' dediğim doğrudur. Ama olayları tüm karakterlerin gözünden görmek kimi zaman olayları çeşitli yönlerden görmemizi sağlıyor.

   En sevdiğim karakter şüphesiz Alvino oldu. Marco'yu ise ne yazık ki pek sevemedim. Fazla soğuk. Soğuk karakterleri genelde severim ama Marco FAZLA soğuk. Hislerini biz bile net olarak anlayamıyoruz.
   Özellikle bazı kısımlarda keşke daha ayrıntı verilseymiş mesela Marco- Hançer ikilisi gibi. Bana bu gibi ayrıntılar yeterli gelmedi.

   Kısaca eğer sabırlı biriyseniz okurken farklı bir dünyaya adım atabileceğiniz bir kitap Hançer.

Linkin Park- In The End
Three Days Green- Never Too Late
Evanescense- Bring Me To Life
The Mins- My Lover Is A Killer
ERA- Ameno
Lana Del Rey- Once Upon A Dream
Lorde-Team
Lorde-Yellow Flicker Beat

Şöyle bir bakıyorum da farklı tarzlarda olmuş ama hepsi kitabı okurken dinlenebileceğini düşündüğüm şarkılar.

Son olarak Postiga Yayınları'na ve yazarımız Ezgi Bağcı'ya çok teşekkür ediyoruz.




23 Mart 2015 Pazartesi

KVBT 5.Tur 3. Gün | Hançer - Ezgi Bağcı | Alıntılar


    Merhaba! Farkındayım buraları çok boşladım. Hatta muhtemelen bir süre daha pek yazamayacağım. Malum sınav dönemleri her öğrenci gibi benim de korkulu rüyam.
Hançer sayesinde sonunda birşeyler yazabiliyorum.
Bugün kitaptan harika alıntılar paylaşacağım. Yorumu ise 5. günde müzik listesiyle birlikte yapacağım.


    Öncelikle Postiga Yayınları'na desteklerinden dolayı, yazarımız Ezgi Bağcı'ya da böyle güzel karakterler yarattığı ve bizi farklı bir dünyaya götürdüğü için teşekkürü borç bilirim.

     






       Aşk bir yanda bembeyaz bir  Melek, bir yanda kalbe saplanmaya hazır bir Hançerdi.




      Hayatında yaşadığı iki duygudan birisiydi tatmin hissi; ölümdü bir diğeri, bir gölge misali onu takip eden, aldığı her nefeste soğukluğuyla ciğerlerini dolduran ölüm.




     Işılda sarmaşığım,ışılda ki tüm karanlık ölsün, tüm dünya gülsün.




    Onca acının arasında, taşan bu huzurun nereden geldiğini bilemedi ikisi de ama kaptırdılar ruhlarını. Derin nefeslerle çektiler o huzuru içlerine.



    Yiten günler, yiten yıllar. Belki de bir ömürdü ölüme tutsak olan. Ölümün efendisi gibi görünen tutsak.



    Ya ölümle var olacak nefesin ya da öleceksin. Sen busun, Hançer'sin, iki kimliği arasında savrulan bir rüzgar.



    Işık yoktu bakışlarında, düz ve soğuk; dünyanın sonu belki de burada başlıyordu.




    Belki de hiçbir şeye alışmamak gerekiyordu bu hayatta...




    Hayır ölüm değildi Hançer. Ölümü tutmuş ve hapsetmişti, Azrail'in karanlığına sahip değildi artık, kara meleğin kendisiydi. Fark yokmuş gibi görünse de arada ince bir uçurum vardı. Artık özgürdü.



    "Bunun sonu var mı Marco?"
    "Hayır, sonu yok. Nereye kadar giderse, neye mal olursa!"




    Derin yeşil gözlerde buluşunca duraksadı. Orman yeşili diye düşündü. Hani bir ıssızlığa kapılırdın ya ağaçların derinliklerinde; dallar gökyüzünde buluşup, güneş ışıklarına yer açmaya çalıştığında yapraklara ince, dalgalı bir renk çökerdi, hemen değişebilecekmiş gibi bir his veren. Öyle bir yeşildi. Bakmak istiyordu genç kadın, değişip, hissettiği ama adlandıramadığı karanlığa karışmadan önce bu renk...


    
     Acı çekeceğini bile bile ışığa yönelen bir sinek gibi hissediyordu kendisini. Yaklaşıyor, ama kör olacağını hissedip geri kaçıyordu. Ya dokunsa, o zaman kaçmayı başarabilecek miydi?




   Yılların yıkıcı fırtınalarından sonra huzura kavuşmuştu kalbi, dalgaları durulmuştu.




     Öylesine görkemliydi ki göz alıyordu. Kristallerine boyanmıştı soğuğun. Güneş ışığı ona işlemiyor ama güzelleştiriyordu. İnsan yaklaşmak istiyordu fakat fazla yaklaştığında onda kaybolacağını, son nefesinin soğuğuna karışacağını hissediyordu. Sondu o, ne azı ne fazlası. Tanımıyordu ama biliyordu.




    Esir oldu genç kadın hapseden buzun soğukluğuna, böylesine sıcak hissederken hemde.




    Kendine doğrulttuğun keskin ucuyla, dans ettiğin bir bıçaktı aslında hayat, ritme uymazsan kanardın.




    Korkunun dili yoktu. Ölümün rengine bakıyordu sanki.




       Tek kurşun, tek silah, tek bıçak... Hançer! Körleşmeyen ama keskinleşen... Yaşamak veya ölmek olmadı onun için hiçbir zaman olay. Sadece yaptı. Belki de yaşadığını kanıtlamasının bir yoluydu bu., nedenini hiçbir zaman bilemedim. Çünkü tüm o yıllara rağmen, ruhunu hiçbir zaman göremedim gözlerinden.



        "Yukarıdakiler cehennemi boyladı. Bir gün o aptalları görebilecek olmak sinirlerimi bozuyor."




        Yürekleri birleşti, acıları birleşti. Melek yorgun ruhunu onunkine dayadı, diğeri de ona kollarını sardı. Belki sıcaklık kapatmasa da yaraları, dindirirdi acıları.



       Aynı hayat gibi...  Biraz sarhoş, biraz deli ama her daim ayık her daim acımasız.




      Sanki öyle bir kanayacaktı ki, yangının acıları hiç kalacaktı. bu sefer bedeni değil ruhu acıyacaktı sanki.




    Görüyordu ama renklerin adı yoktu, duyuyordu seslerin anlamı yoktu. Dudakları çıkmazı olmayan seslere mühürlenmişti. Kelimelere sahip değildi o zaman. Şimdi ise en büyük ihtiyacıydı. Hayat...



    Kelimeler yetmezdi ya bazen hissedilenleri anlatmaya... Karşısındaki insanın gülümsemesi öyle hissettiriyordu işte. Biraz hüzün biraz aidiyetlik...



    Eğer kendimi tutmasaydım kitabın tamamını buraya taşımak zorunda kalabilirdim. Zira içinde pek çok içten cümleler bulabileceğiniz bir kitaptı.

   Kitabı kazanmak isterseniz facebook çekilişi için buraya, Instagram çekilişi içinse buraya tıklayın.