23 Haziran 2015 Salı

Kaçış Adası - Marianne de Pierres | Kitap Yorumu


     Retra, aşırı derecede katı kuralları olan Mezar denilen yerde yaşamaktadır. Abisi  birkaç yıl önce bu kurallara dayanamamış ve Ixion'a kaçmıştır. Ixion, neredeyse kuralsız, sürekli partilerin ve eğlenmek için yaşayanların olduğu bir yer. Üstelik buradaki herkes genç. Belli bir yaştan sonra Erginler tarafından (bir nevi koruyucu) bir yere götürülüyorlar. Bunlara Doygunlar deniliyor. Fakat doygunların nereye götürüldüğüne dair kimse bir şey bilmiyor.
Retra ağabeyini bulmak için Mezar'dan kaçıyor ve Ixion'a geliyor. Fakat zamanla burası hakkında yeni şeyler öğrenecek ve olaylar sarpa saracaktır.

    Kurgu itibariyle farklı bir kitaptı ancak yazarın anlatımını pek sevemedim. Bazı kısımlarda neler olduğu karıştı tabii benim kafam da öyle.
Zaten isim hafızam pek iyi sayılmaz. Bu kitapta da isimler birbirine girdi. Bu da okurken duraksamama sebep oldu.
    Kitapla ilgili en sevdiğim şeyse karanlık atmosferi. Hafif gotik bir havası vardı. Özellikle bu tarzı sevenler için iyi bir alternatif olabilir. Çok kalın bir kitap olmadığından da hızla ilerliyor.
Retra'nın kimi sevdiğinden de bir türlü emin olamadım.

    Ve son olarak ne yazık ki sonu beni hiç mi hiç tatmin etmedi. Aklımdakiler havada asılı kaldı. Gerçi 3 kitaplık bir seriymiş fakat 2. ve 3. kitabı çıkmayacak.
Demem o ki eğer boş vaktiniz çoksa ve karanlık anlatımları seviyorsanız tercih edebilirsiniz.

21 Haziran 2015 Pazar

Tek İsim Tek Kader - John Green & David Levithan | Kitap Yorumu

  
   Bu kitap hakkında yazıldı çizildi. Genel olarak beğenilse de hayal kırıklığına uğrayan kesim de vardı. Özellikle eşcinsel temalı bir kitap olması bazı John Green hayranlarını geri çekti.
  Tek İsim Tek Kader John Green ve David Levithan'ın birlikte yazdığı bir kitap. John Green'in diline alışkın olsak da David'in diliyle ilk kez tanıştık. Ama ben David'in dilini de çok beğendim.

  Kitabımızın temelini Will Grayson adına sahip 2 kişiden oluşuyor. Bunlar aynı şehirde yaşıyor fakat birbirlerinden haberleri yok.

  İlk Will Grayson sessiz, kendi halinde takılan bir karakter. Hatta kendine 2 şeyi ilke edinmiş. Ön planda olma ve sus. Tıfıl hariç pek arkadaşı yok. Olanlarla da diyaloglar 2 kelimeyi geçmeyecek seviyede. Tıfıl devasa boyutlarda aşırı kilolu ve uzun bir karakter. Ve her 2 saatte bir birine aşık olan bir gey.
  2.Will Grayson ise ağır depresif bir karakter. Depresyon ilaçları kullanıyor. Hayatında tek değer verdiği şey Isaac. Icaac ve 2. Will Grayson 1 senedir internet üzerinden yazışıyorlar ama henüz birbirlerini canlı görmemişlerdir. Ancak Will Grayson, Isaac'i bir takıntı haline getirmiştir. 1 yılın sonunda buluşma kararı alırlar. 2.Will Grayson büyük bir heyecanla o günü bekler ve o gün geldiğinde heyecanla buluşma yerine gider. Ancak buluşma yeri tahmin ettiği gibi bir restoran, kafe veya bir büfe değil bir erotic shoptur.

   İlk Will Grayson, Tıfıl ve muhtemelen lezbiyen Jane birlikte sevdikleri bir grubun konserine giderler. Yaş sorunu için sahte kimlik çıkartırlar ancak Will Grayson'ın sahte kimlikle bile yaşı tutmamaktadır. O denli zavallı...
  Arkadaşları Will Grayson'ı bırakarak içeri girerler. Will Grayson kendisini bırakıp gitmelerine karşılık bu geceyi güzel bir hale getirmek ister ve sahte kimliğini de kullanma hevesiyle erotic shopa girer ve oradan Tıfıl için bir gey dergisi seçer. Tabii iki Will Grayson karşılaşırlar ve olaylar başlamış olur.
   Zamanla Tıfıl ve 2. Will Grayson arasında bir aşk baş gösterir. Muhtemelen lezbiyen Jane ve 1. Will Grayson arasında da bazı şeyler yaşanır.

   
    Kitaba başlarken seveceğimden emindim yani bir tereddüt yaşamadım. Tahmin ettiğim gibi kısa bir sürede bitti ve yine tahminlerim doğru çıkarak kitabı çok beğendim.

    Kitabın içerisinde aşk, ihanet, melankoli, sevinç, farklılıklar, aynılıklar ve diğer onlarca duyguyu bir arada bulunduruyordu.

    İlk başta 2 Will Grayson'ı nasıl ayıracağımdan emin değildim ama buna 2.Will Grayson'ın bölümlerini tamamen küçük harflerle yazarak çözüm bulmuşlar. Yani cümlelerin başları küçük ve konuşmalar da bir tiyatro metni gibi yazılmış. İlk başta bunu yadırgasam da kısa sürede alıştım.

  Kısaca eğer homofobik değilseniz mutlaka kısa zamanda okumanız gereken harika bir John Green kitabı.
  

  

5 Haziran 2015 Cuma

KVBT 9.Tur 4. Gün | Başka Dilde Aşk - Mia Sheridan | Karakter Tanıtımı


   Turumuzun 4.gününden herkese merhaba! Bugün Başka Dilde Aşk'ın karakterlerini yakından tanıyacağız.

    Bree Prescott: Sevdiğim sayılı kadın karakterlerdendi. En sevdiğim yanı kararlı karakteriydi. İstediğinin peşinden gitmesi çok güzeldi. Aklı beş karış havada olan kızlardan değildi. Hataları mutlaka ki olsa da genel olarak ölçüyü kaçırmadı.

    Archer Hale: Hmm... Archer. Sanırım pek söze gerek yok. Kusurlarıyla kusursuz olan bir karakter o. Güçlü olsa da her insan gibi zaman zaman yardıma ihtiyacı olan biri. Sevgisini harika bir biçimde hissettirebilen nadir insanlardan. Bree için yapamayacağı şeyin olmaması ise fedakarlığının kanıtı.

   Travis Hale: Pek iyi biri sayılmaz. Oldukça bencil ve istediği olmadığında sinirlenen biri. Okuyanları malum yerde nefret ettirse de içinde saf nefret olan biri değil. Sadece kendi çıkar ve istekleri doğrultusunda hareket eden biri. ( Tamam belki biraz kötü olabilir.)

   Tori Hale: İşte içi saf nefretle dolu olan biri. Kitap boyunca çok fazla yeri olmasa da son noktayı koymaya niyetli gibi görünüyor. (Spoiler vermeme çabaları)

   Connor Hale: Başlangıçta görülene göre Archer'ın amcası, Victoria'nın eşi ve tabii Travis'in de babası. Archer'ın annesine aşık olduğunu zaten en başta görüyoruz. Kitapta karakterine dair pek bir iz yok. Lakin Archer'ı yürekten sevdiğini biliyoruz.

Olayın gidişatını etkileyen karakterleri yazmaya özen gösterdim.
Son olarak Başka Dilde Aşk biri facebook (tık tık) biri rafflecopterdan (tık tık) olmak üzere 2 kişiye hediye. Katılmadıysanız acele edin.





3 Haziran 2015 Çarşamba

KVBT 9.Tur 2. Gün | Başka Dilede Aşk- Mia Sheridan | Yorum + Alıntılar + Çekiliş


Sessizliği getirdin sen ,
Duyduğum en güzel sesti...

      Kitap Vampirleri ile Blog Turundan herkese merhaba! Bu tur kitabımız Mia Sheridan'ın Başka Dilde Aşk kitabı. Kitaba büyük bir hevesle başladım ve aynı hevesle de devam ettim.
Doğrusu bu kitap hakkında ne diyeceğimi bilemiyorum. Konusundan bahsederek başlayalım.
Bree, korkutucu bir gecenin anılarından kaçmak ve biraz huzur bulabilmek için küçük bir kasabaya gelir. Ve daha ilk günlerden burayı çok sever. Birkaç arkadaş edinir ve hatta küçük bir restorantta işe bile girer.
 
    Archer Hale ise kasabanın görünmez adamıdır. Kendini toplumdan izole etmiştir ve yıllardır bu şekilde yaşamaktadır. Hatta zorunlu durumlar haricinde arsasından bile çıkmaz. Bunun nedeniyse küçükken olan bir olay sebebiyle ses tellerinin hasar görmesi bu yüzden konuşamamasıdır.
Bir tesadüf eseri Bree ile karşılaşırlar ve Bree bu adama karşı büyük bir merak duyar. Babasından dolayı işaret dilini bilen Bree bu yaralı adamı tanımak ister.
    Tabii ki bazı olaylar sonucunda ikili yakınlaşacak ve aralarında beklemedikleri olaylar gerçekleşecektir.

     Konu açısından benzer filmler olsa da pek kitap olduğunu sanmıyorum. En azından benim bu konuda okuduğum ilk kitaptı.

    Archer bizim sessiz karakterimiz. Ama o haldeyken bile duyabiliyorsunuz onu. Bree'yle aralarındaki ilişki inanılmaz. Sanki onlara özel gibi. Ki zaten ne konuştuklarını kimse anlayamıyor.

   Kitapta Bree'nin de Archer'ın da yaşadıkları kolay şeyler değildi. Üstelik bu ilişki de onlar için kolay olmayacaktır. Aslında onları biraz da olsa anlayabildi sanırım. Hisler güzel bir biçimde aktarılmış. Bazı kitaplarda ufacık şeyler bile olay oluşturması için engel gibi gösterilir fakat Başka Dilde Aşk'ta kesinlikle böyle bir şey söz konusu değildi. Aralarındaki engeller sahici, kabul edilebilir engellerdi. Bu yüzden karakterlerin yaptıkları çoğu şeye ister istemez hak verdim.
Tabii bazı karakterler hariç. Kabul edilemez hatalar yapanlar vardı.

    Bu kitap hakkında sayfalarca yazıp konuşabilirim ama sanırım artık kesmem gerekiyor. En kısa haliyle
O-KU-YUN





O, yapması gerektiği zamanda savaşmadığı için suçluluk duygusu taşıyordu bense savaştığımda olanların izlerini taşıyordum.

Belki de söz konusu acı olduğunda yanlış veya doğru, siyah veya beyaz yoktu, binlerce tonda gri ile kendimizi sorumlu tuttuğumuz şeyler vardı.

Yalnız sen kasabanın yerli dilsiz ve yalnız adamına aşık olabilirdin. Ama sonra sırıtım. Evet, yerli, dilsiz ve yalnız olabilirdia ama benim yerli, dilsiz ve yalnız adamımdı.

Kıkırdamasını asla duyamayacaktım ama bunun bir önem yoktu. Kalbine, düşüncelerine ve ona sahiptim. Bu benim için fazlasıyla yeterliydi. Aslında benim için her şeydi.

Nasıl aynı anda hem mutlu hem hüzünlü olabiliyordu?

Seni o kadar çok seviyorum ki canımı yakıyor.

Ben seni kaybedeceğim diye korkmaktan çok sevebilmek istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum.

Başkasını sevmek her zaman kendini acıya karşı savunmasız bırakmaktır.

Seni sevmek bir yük değil, seni sevmek bir onur ve sevinç Archer.

Uğraşsan da seni sevmekten vazgeçmemi sağlayamazsın. Benim için bir seçenek değil. Sadece gerçek.

Kendi resmimi görmeme yardım ettin Archer. Kendininkini görmende sana yardımcı olmama izin ver.

Bana aşkın işaretini sordu ben de ona ismini heceledim.

Benim, benim, her zaman benim.

Bir gün, biz yaşlandığımız saçlarımız beyazladığında, yatakta benimle aynı böyle uzanırken sana ve gözlerine bakıp benim için sadece sen olduğunu bileceğim. Hayatımın en güzel sevinci olacak Bree Prescott.

Son olarak biri facebook sayfamızdan biri rafflecopter dan olmak üzere 2 kişiye hediye ediyoruz. Facebook çekilişi için tık tık.

a Rafflecopter giveaway

2 Haziran 2015 Salı

Vazgeçtim - Kahraman Tazeoğlu | Kitap Yorumu

  
   Uzuuuun bir aradan sonra tekrardan merhaba! Bu uzun arada pek çok kitap okudum tabii ama kimi zaman yoğunluktan kimi zaman da üşengeçliğimden yorum giremedim. Bu uzun arayı da Kahraman Tazeoğlu'ndan Vazgeçtim'le bozuyorum.

    Kahraman Tazeoğlu'nun okuduğum ilk kitabıydı. Doğrusu beklentilerim çok yüksekti zira kitapları uzun süre çok satanlarda yer almıştı. Fakat ' Vazgeçtim ' beklentilerimi tam anlamıyla karşılamadı. Kitabın dili çok akıcı ve yalın. Kalın da olmadığı için bir çırpıda bitiveriyor. Benim hoşlanmadığım asıl kısım konusuydu. Fazla sıradan bir konusu vardı. Neler olacağını fazlasıyla tahmin edebiliyorsunuz. Hani kısa hikayeler olur ya böyle aşkla alakalı biraz hüzünlü hikayeler. İşte o hikayelerin uzunlaştırılmış hali gibiydi. İsterseniz kısaca konusundan bahsedeyim.

    Mehmet'in ailesinin maddi  durumları oldukça iyidir. Mehmet'in babası tesadüf eseri Feza'nın babasıyla tanışır ve ona iş imkanı falan sağlar. Bu şekilde iki aile birbirlerine çok yakın olurlar. Mehmet ve Feza çok yakın büyürler.  Mehmet büyüdüğünde Almanya'ya babasının işlerini yönetmeye gider. Fakat belli bir süre sonra babasının ölüm haberiyle Türkiye'ye geri dönmek zorunda kalır. Tabii uzun süredir görmediği Feza'yı bıraktığı gibi bulamaz. Büyümüş ve çok güzel bir genç kız olmuştur. Mehmet Feza'ya yüreğini kaptırır ve bunu ona söylemeye karar verir. Tabii bilmediği şey Feza'nın zaten sevdiği biri olmasıdır.  Koray...

    Tabii her hikayede olduğu gibi bu aşkta kolayca bitmeyecek çeşitli sınavlara tabii olacaktır.
Dediğim gibi çok yaratıcı bir konusu yok. Özellikle bir kısım -okuyanlar anlayacaktır- ciddi manada fazlasıyla klişeydi. Ancak çok kısa bir sürede biten bir kitaptı. Güzel zaman geçirmek için okunabilecek hoş bir kitaptı.

Çook güzel alıntılar vardı kitapta. İşte birkaç alıntı;

" İnsanlar kendine benzemeyenleri sevmez."

"Bir gün çekip gitmeyeceğini garanti altına aldıktan sonra herkes sever ama emniyet kemerli aşklar gerçek aşklar olamazlar."

"Oysa ben, senin kıvılcımlarınla içimdeki karanlık yolları keşfe çıkmıştım; bir yangınmışsın sen, içimi yaktığımla kaldım... İşin kötü yanı, ben sana senin yangın olduğunu bilmeden geldim; daha da kötü yanıysa bunu bilseydim de yine gelirdim."

"Ölüm acısı gibisin... Sanki bir ölüm acısı çekiyorum. Bilirsin, ölüm acısı kalanların yaşadığı bir acıdır, ölenlerin değil."