19 Aralık 2015 Cumartesi

Lola ve Komşu Çocuk - Stephanie Perkins | Kitap Yorumu




 
"Bir zamanlar, ayla konuşan bir kız varmış. Ayla konuşan kızlara özgü bir şekilde gizemli ve mükemmelmiş."


   Selam! Lola ve Komşu Çocuk yorumuyla karşınızdayım. Yabancı vloggerlarda sık sık görüyordum ve Türkçe'ye çevrilmesi için sabırsızlanıyordum. Ama ne olduysa daha erken okumak için fırsatım olmadı.

   Artık yayınevleri tasarım ve kapağa çok daha önem veriyor. Özellikle İthaki ve Yabancı bu yayınevlerinden. Lola ve Komşu Çocuk'un tasarımı da çok çok iyi.

   Açıkçası okumak istememe rağmen biraz da çekiniyordum. Komşu Çocuk falan klişe bir hikaye çıkacağını düşünmüştüm. Ancak ne karakterler öyleydi, ne de anlatım.
Kitap Lola'nın ağzından anlatılıyor. Lola'nın yan evleri sürekli boşalıp doluyor. Lola her seferinde korku içerisinde çünkü Bell ailesinin yeniden oraya taşınmasını istemiyor.
Ve eğer ben yıldızlarsam, Cricket Bell galaksiler ederdi.
Lola ve Bell ailesinin ikizlerinden biri olan Cricket ile aralarında bir geçmiş var ve ikisi de bazı sebeplerden dolayı birbirlerine kırgınlar. Fakat Lola'nın korktuğu başına geliyor ve Cricket, ikiz kız kardeşi Calliope ve ebeveynler yeniden o eve taşınıyorlar.

   Karakterlerin her biri özgün karakterlerdi. Lola'dan babalarına, Cricket'ten St. Clair'e, Lola'nın en yakın arkadaşı Lindsey'den Lola'nın babalarına kadar hemen hemen herkes. Ve bir kitapta özgün karakterlere çok önem veririm.
Lola, üvey babaları -ebeveynleri eşcinsel- tarafından büyütülmüş ve o kıyafet değil kostüm giyiyor. Kendisi hayatın her gün aynı kişi olmak için çok kısa olduğunu düşünüyor.

   Babaları erkek arkadaşı Max'den hiç hoşlanmıyorlar. Çünkü Lola 17, Max ise 22 yaşında. Aslında öyle çok da bir fark yok bana göre.

   Cricket ise dünya tatlısı, sempatik, zaman zaman utangaç bir çocuk. Hiç böyle bir karakterle karşılaşacağımı düşünmemiştim. Daha umursamaz tavırlı, hafif 'bad boy' bir karakter bekliyordum. Doğrusu hafif cool tavırlı karakterleri de sevmiyor değilim. Tabii şu sıralar işin cılkının çıktığını görmezden gelirsek. Dozu iyi ayarlamak gerekiyor bu karakterlerde.
Cricket'e bayıldım. O da tıpkı Lola gibi farklı bir giyim tarzına sahip. Tabi onun gibi kostüm falan giymiyor.

   Max'i ilk başlarda sevsem de iş sonradan farklılaştı. Lola'yı sevip sevmediğime karar veremedim. Aslında özgünlüğünü, tarzını, kişiliğini seviyorum ancak Cricket'in yanında Cricket Cricket derken Max'in yanında Max demeye başlaması.
Kitaplarda geçen küçük ayrıntıları seviyorum. Lola'nın adının mahallenin her yerinde olması, o küçük anlamlı hediyeler, ele yazılan yazılar, Cricket ve Lola arasında geçen o diyaloglar kitabı çok güzel yapıyordu.

İşte kitapta sıkça adı geçen Marie Antoinette
  Şu sıralar okuyabileceğiniz sempatik, hoş hikayelerden biriydi.


  Birde okurken acaba neden ilk kitabı değilde 2. kitap çevrilmiş diye düşündüm. Kitabı bitirdikten sonra öğrendim ki Anna and The French Kiss, Arunas yayınlarından Paris'te Aşk adıyla çıkmış. Ben Yabancı Yayınları'ndan çıkmasını bekleyeceğim yine de.
Anna ve St. Clair'in hikayesi için sabırsızlanıyorum.


 

18 Aralık 2015 Cuma

Kafes - Josh Malerman | Kitap Yorumu



 
   Selam millet! Kafes'i muhtemelen çoğunuz okumuşsunuzdur. Ben okuyalı da çok oldu ama ah şu tembellik...
Videolarda ve bloglarda çok sık görmeme rağmen konusu hakkında pek bilgim yoktu.  Kitabın baskısının muhteşem olduğunu söylememe gerek var mı? İthaki  kitaplarını zaten seviyorum birde böyle güzel baskı, kapak. Bayıldım.

   Güncel roman okuyucularındansanız muhtemelen Kafes'i okumuşsunuzdur. Hatta yazarı Tüyap'a geldi falan. Yani mutlaka kulağınıza kar suyu kaçmıştır bir yerlerden.
İnsanlar gördükleri bir şeyden dolayı deliriyorlar. Ne olduğunu bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Çünkü gören anlatacak kadar uzun yaşamıyor. Gören kişi önce deliriyor, çevresindekilere saldırıyor sonra da kendini öldürüyor. Malorie inanmasa da kız kardeşi biraz daha inanıyor. Üstelik bir de Malorie hamile olduğunu öğreniyor -spoiler değil-  Normal hayatlarına devam ederlerken haberler gittikçe sıklaşıyor ve yaşadıkları yere yaklaşıyor. İnsanlar artık biraz daha temkinli. Hatta pencerelerini battaniye, mukavva, tahta ne bulurlarsa kapatıyorlar. Artık haberler kanalları yalnızca bu olayları ele alıyor. Artık Malorie ve ablası da evden çıkmıyorlar. Bazı olaylardan sonra Malorie bir gazete haberinde gördüğü güvenli eve doğru yola çıkıyor.


    Kitap şimdi ve geçmiş arasında gidip geliyor. Ve böyle olması okurken heyecanlandırıyor.

    En çok ilgimi çekenlerden biri çocukların isimlerinin olmamasıydı. Kız ve erkek diye bahsediyor.
Birde Malorie'nin nasıl değişim geçirdiğini görüyorsunuz. Çocukları ve kendini hayatta tutmak için bambaşka birine dönüşüyor.

    Kitabı okurken çok korkanlar olmuş ancak öyle pek korkunç değildi bana göre. Yalnız bir yerde cidden ürperdiğimi itiraf etmeliyim. Belki okuyanlar neresi olduğunu anlayabilir :)

   En sevmediğim kısım sonunun beni tatmin etmemesiydi. Aklımda ciddi sorular kaldı. 2. kitap hakkında hiçbir bilgim yok ama kesinlikle 2. bir kitaba ihtiyacım var.

Siz Kafes'i okudunuz mu? Düşüncelerinizi yorum olarak bırakın lütfen :)
 

 

8 Aralık 2015 Salı

KVBT 15.Tur 4. Gün | Hançer- Akis - Ezgi Bağcı | Alıntılar


Selam millet! Turumuzun 4. gününde alıntılarla buradayım.
Eğer Hançer'i okuma konusunda kararsızsanız, belki alıntılar size yol gösterebilir.


"Biliyordu ki hatırlamaktan kurtulamadığı adamı yeniden gördüğünde oyulacaktı yüreği...Ama böyle derin oyulmasını beklememişti. Kanayan bir damlayı hissedeceğini, cam kırıklarına dönüşmek üzere yavaş yavaş bir işkence mahiyetinde çatlayacağını düşünmemişti."
 
 
"Yeşili görmüş sanki yeşil yaşamıştı. Akıntının tersine yüzememişti ki, o çoktan boğulmuştu. Körlüğünde ölümün grisini seçememişti."
 
 
"Melek o ana kadar çok acı, çok da ölüm görmüştü. Ancak ölümün bir çift göze sindiğini hiç görmemişti."
 
 
"Kim sönmesini istediği bir ateşe odun atardı ki?"
 
 
"Ancak oyunu oynarsan onu bulabilirsin."
 
 
"Sevgiyi söyleme, acıtır. Bırak olduğu gibi kalsın..."
 
 
"Fark etmemişti ama derinlerinde, mutluluğunu dahi acısıyla sürdürmüştü; her ne kadar acıyı tatlıya dönüştürmeyi başarmış olsa da... Acının oradan gitmesine izin vermemişti."
 
 
"O ölüm değildi. Sadece ölümün gömleği giydirilmişti. Ona, unutmak yasaktı."
 
 
"Kukla kendi iplerini tutabileceğini düşünmüştü. Ama o yetenek  bir kuklaya bahşedilmemişti. Yaşamıyordu çünkü..."
 
 
"Sen kendin yaşamıyorken başkasının yaşamasını nasıl sağlayabilirsin?"
 
 
"Bir dans bir kadını yaşamaktı."


Hançer Akis 2 kişiye hediye. Eğer çekilişe hala katılmadıysanız buraya tıklayın.

6 Aralık 2015 Pazar

KVBT 15.Tur 2. Gün | Hançer- Akis - Ezgi Bağcı | Yorum

 
   Selam!! Nasılsınız? Sınavlarım bittiğinden kafamı kitaplara gömmekten keyfim bir hayli yerinde benim. Tabii pazartesinin lanetiyle gelen matematik sınavı hafiften eteklerimi tutuşturmaya başlasa da mutluyum. Özellikle hafta sonunun güzelliği, erken kalkma zorunluluğu olmayınca pek bir neşeliyim. Sanırım yaptığım en uzun giriş oldu bu.

  Vampirlerle turumuzun ilk gününde Hançer- Akis yorumumla klavye başındayım.
Konusuna girmek istemiyorum çünkü ilk kitabın devamı zaten. Yani her şey kaldığı yerden devam ediyor.

   Hançer'in ilk kitabı Gölge'yi okuyalı uzuuunnca bir süre geçtiğinden, Akis'te bir an bocaladım. Kimin kim olduğu falan karıştı ama sonra toparladım.

  Akis'i, Gölge'ye nazaran daha fazla sevdim sanki. Hançer -veya Marco- dışarda bırakılmış milföy hamuru gibi yavaş yavaş çözündü sanki. Bu kitapta sevdim onu.
Rafaelle, Darcey'i neden bilmem bi türlü sevemedim. Aslında sevmedim de diyemem de hani nötrüm biraz.

  Ezgi Bağcı kendine ait bir anlatıma sahip kesinlikle. Ancak sakin yerlerde okumanızı tavsiye ederim. Normalde gürültülü ortamlarda dahi hiç çekinmeden kitap okuyabilen ben Akis'te sessiz yerlerde okumak üzere kitabı bir kenara bıraktım. Belki de benimle alakalı bir durumdur, emin değilim. Çünkü bu aralar gezegenlerden midir, sınavların bitişinden mi içimde bir enerji patlaması yaşıyorum. Ama bu enerji patlamalarının sonunda ödünç verilip aylar sonra geri gelmiş kitap gibi bitap düşmüş oluyorum. Neyse konudan kopmayalım.

  Özellikle kitaptaki karanlık havayı seviyorum. O havayı kesinlikle yansıtıyor okuyucuya.
Ne yalan söyleyeyim ilk başlarda biraz sıkılmadım değil. Olaylar yavaş gelişiyor gibi geldi bana. Ancak biraz ilerledikten sonra olaylar hızlanmaya başlıyor ve daha bir akıcılaşıyor. Hatta sonlara geldikçe sayfaları hızla çevirdiğimi biliyorum.

  Hançer Akis, 1'i facebook sayfamızdan (tık tık) diğeri rafflecopterdan (aşağıda) olmak üzere 2 kişiye hediye.
 Son olarak destekleri için Postiga Yayınları'na teşekkür ediyorum ve yazımı sonlandırıyorum.

a Rafflecopter giveaway

2 Aralık 2015 Çarşamba

Çirkin Aşk - Colleen Hoover | Kitap Yorumu




      Herkese yeniden merhaba diyerek klişe bir cümleyle girişimi yapıyorum.
Colleen Hoover'ı çoğu kişi gibi Umutsuz kitabıyla tanıdım. Umutsuz'a bayılmıştım ama neyse konumuz bu değil.

      Çirkin Aşk'ı okumak aklımın bir köşesinde olsa da şimdiye kısmetmiş demek.
Konu açısından biraz ön yargıyla başladığımı itiraf etmeliyim. Bu tarz, tenselliği aşka dönüştüren kitaplardan hoşlanmıyorum. Ancak beklediğimden daha iyi çıktı. Ama düşündüklerimden bahsetmeden önce kısaca kitaptan bahsedeyim.

     Olaylar Tate'in abisinin yanına taşınmasıyla başlıyor. Eve girecekken kapının önünde sızmış birini görür ardından hemen telefonuna sarılır ve abisini arar. Doğrusu pek detaya girmek istemiyorum. bu kısımlarda. O halde biraz atlayalım.
     Tate abisinin yakın bir arkadaşı olan Miles'la tanışır ve çok geçemden de aralarında bir çekim oluşur. Ancak Miles geçmişinde fazlasıyla acı çekmiş bir olduğu için yeniden aşık olmaya pek istekli değildir. Bu nedenle aralarındakini basit bir tensel çekim olduğunu dile getirir sıklıkla. Böylece Tate ve Miles arasında bir anlaşmanın kapıları aralanır. Anlaşmaya göre iki yetişkin olarak birlikte olacak ancak duygusal bir ilişki beklenmeyecektir. Her iki taraf da kurallarını koyar. Daha doğrusu Tate'in hiçbir kuralı olmadığından Miles 2 kuralını öne sürer.

1-Asla geçmişim hakkında soru sorma.
2- Asla bir gelecek bekleme.

     Ancak Tate, merakı ve Miles'a olan hisleriyle yavaş yavaş iki kuralı da çiğnemeye başlar.

    Kitap bunun üzerine kurulu genel olarak. Sevdim mi? Evet. Bayıldım mı? Hayır.
Çirkin Aşk günümüz ve geçmiş arasında gidip geliyor. Genelde tam aksi geçerli olmasına rağmen bu kez geçmişi anlatan kısımları daha fazla sevdim.
Birkaç yorumda Tate'in çok güçlü bir karakter olduğundan bahsedilmişti ancak tam aksine bence çok zayıf bir karakterdi. İradesi son derece zayıftı ve kolayca affedebilmesi beni çok kızdırdı. Bu açıdan Tate'i ne sevdim diyebilirim ne nefret ettim.
 
"Bazen bir erkeğin ruhu geçmişin hayaletlerine dayanacak kadar güçlü değildir. Belki de çocuk bir noktada ruhunu kaybetmiştir. "
Syf. 262

Miles'a gelirsek günümüzdeki Miles'ı sevemedim yine. Ancak geçmişteki Miles bambaşka biri gibi göründü gözüme. Ve kalbimi de kazandı.

    Kitap boyunca beni çok fazla şaşırtan bir durum olmadı. Ancak sıkılmadan da bir solukta okudum.

"Hayat sana limonata veriyorsa...'diye başlayan sözü duydun mu?"
"Limonata yap,"diye onun yerine cümlesini tamamladı.
"Öyle bitmiyor," dedi. "Hayat sana limon veriyorsa, onu kimin gözüne sıkacağını bildiğinden emin ol."
                                                                                                       Syf 270



    Birde filmi çıkacakmış 2016 da. Henüz öğrendim. Teaser'ı izlediğimde heyecanlandığımı itiraf etmeliyim ancak kitapla çok bağlantılı değilmiş gibi geldi. Özellikle Nick Bateman, zihnimde canlandırdığım Miles'la hiç uyuşmuyorlar.
Sizde izlemek isterseniz işte teaser!!
 
Ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.