2 Aralık 2015 Çarşamba

Çirkin Aşk - Colleen Hoover | Kitap Yorumu




      Herkese yeniden merhaba diyerek klişe bir cümleyle girişimi yapıyorum.
Colleen Hoover'ı çoğu kişi gibi Umutsuz kitabıyla tanıdım. Umutsuz'a bayılmıştım ama neyse konumuz bu değil.

      Çirkin Aşk'ı okumak aklımın bir köşesinde olsa da şimdiye kısmetmiş demek.
Konu açısından biraz ön yargıyla başladığımı itiraf etmeliyim. Bu tarz, tenselliği aşka dönüştüren kitaplardan hoşlanmıyorum. Ancak beklediğimden daha iyi çıktı. Ama düşündüklerimden bahsetmeden önce kısaca kitaptan bahsedeyim.

     Olaylar Tate'in abisinin yanına taşınmasıyla başlıyor. Eve girecekken kapının önünde sızmış birini görür ardından hemen telefonuna sarılır ve abisini arar. Doğrusu pek detaya girmek istemiyorum. bu kısımlarda. O halde biraz atlayalım.
     Tate abisinin yakın bir arkadaşı olan Miles'la tanışır ve çok geçemden de aralarında bir çekim oluşur. Ancak Miles geçmişinde fazlasıyla acı çekmiş bir olduğu için yeniden aşık olmaya pek istekli değildir. Bu nedenle aralarındakini basit bir tensel çekim olduğunu dile getirir sıklıkla. Böylece Tate ve Miles arasında bir anlaşmanın kapıları aralanır. Anlaşmaya göre iki yetişkin olarak birlikte olacak ancak duygusal bir ilişki beklenmeyecektir. Her iki taraf da kurallarını koyar. Daha doğrusu Tate'in hiçbir kuralı olmadığından Miles 2 kuralını öne sürer.

1-Asla geçmişim hakkında soru sorma.
2- Asla bir gelecek bekleme.

     Ancak Tate, merakı ve Miles'a olan hisleriyle yavaş yavaş iki kuralı da çiğnemeye başlar.

    Kitap bunun üzerine kurulu genel olarak. Sevdim mi? Evet. Bayıldım mı? Hayır.
Çirkin Aşk günümüz ve geçmiş arasında gidip geliyor. Genelde tam aksi geçerli olmasına rağmen bu kez geçmişi anlatan kısımları daha fazla sevdim.
Birkaç yorumda Tate'in çok güçlü bir karakter olduğundan bahsedilmişti ancak tam aksine bence çok zayıf bir karakterdi. İradesi son derece zayıftı ve kolayca affedebilmesi beni çok kızdırdı. Bu açıdan Tate'i ne sevdim diyebilirim ne nefret ettim.
 
"Bazen bir erkeğin ruhu geçmişin hayaletlerine dayanacak kadar güçlü değildir. Belki de çocuk bir noktada ruhunu kaybetmiştir. "
Syf. 262

Miles'a gelirsek günümüzdeki Miles'ı sevemedim yine. Ancak geçmişteki Miles bambaşka biri gibi göründü gözüme. Ve kalbimi de kazandı.

    Kitap boyunca beni çok fazla şaşırtan bir durum olmadı. Ancak sıkılmadan da bir solukta okudum.

"Hayat sana limonata veriyorsa...'diye başlayan sözü duydun mu?"
"Limonata yap,"diye onun yerine cümlesini tamamladı.
"Öyle bitmiyor," dedi. "Hayat sana limon veriyorsa, onu kimin gözüne sıkacağını bildiğinden emin ol."
                                                                                                       Syf 270



    Birde filmi çıkacakmış 2016 da. Henüz öğrendim. Teaser'ı izlediğimde heyecanlandığımı itiraf etmeliyim ancak kitapla çok bağlantılı değilmiş gibi geldi. Özellikle Nick Bateman, zihnimde canlandırdığım Miles'la hiç uyuşmuyorlar.
Sizde izlemek isterseniz işte teaser!!
 
Ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.




2 yorum:

  1. Açıkçası popüler olmuş bir konunun cilkinin çıktığını düşünüyorum. Gripin 50 tonu furyası. Gerçi o kitapları da sevmemistim ama bir şey tuttu diye sürekli o tarz şeyler yapılması itici geliyor bana.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katılıyorum. Kendi arasında ortalama bir kitap olmasına rağmen pek özgün değil. Bu yüzden arada farklı türlerden okumak, günümüz popüler kitapların arasına farklı yapıtlar karıştırmak terapi gibi geliyor.

      Sil